<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Subjektif</title>
	<atom:link href="http://subjektif.org/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://subjektif.org</link>
	<description>Derin konular, uzun uzadıya.</description>
	<lastBuildDate>Thu, 04 Jul 2013 15:22:37 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr-TR</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.5.1</generator>
		<item>
		<title>Gezi Parkı Protestoları: Zaman Çizelgesi ve Sokağın İstekleri</title>
		<link>http://subjektif.org/2013/06/gezi-parki-protestolari-zaman-cizelgesi-ve-sokagin-istekleri/</link>
		<comments>http://subjektif.org/2013/06/gezi-parki-protestolari-zaman-cizelgesi-ve-sokagin-istekleri/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 04 Jun 2013 15:32:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editör</dc:creator>
				<category><![CDATA[siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://subjektif.org/?p=296</guid>
		<description><![CDATA[Ülke çapında gerçekleşen protesto gösterileri Türkiye yakın tarihinin en önemli siyasi gelişmelerinden birisi. Halen sürmekte olan gösterilerin tarihçesini kayıt altında tutmak ve sokağın isteklerini kolektif bir şekilde kayda geçirmek büyük resmi unutmamak açısından çok önemli. Bu iki ihtiyacın karşılanmasında rol&#8230;  <a href="http://subjektif.org/2013/06/gezi-parki-protestolari-zaman-cizelgesi-ve-sokagin-istekleri/">continue reading</a> &#187;]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://subjektif.org/protests-in-turkey-the-timeline-and-what-people-on-the-street-want/"><img title="Click to read in English" alt="" src="http://subjektif.org/english.png" /></a> Ülke çapında gerçekleşen protesto gösterileri Türkiye yakın tarihinin en önemli siyasi gelişmelerinden birisi. Halen sürmekte olan gösterilerin tarihçesini kayıt altında tutmak ve sokağın isteklerini kolektif bir şekilde kayda geçirmek büyük resmi unutmamak açısından çok önemli. Bu iki ihtiyacın karşılanmasında rol almak amacı ile hazırlanan bu kolektif çalışma, fikir önderlerince yazılacak bir sokak manifestosunun temelini oluşturma hedefi güdüyor.</p>
<div id="toc_container" class="no_bullets"><p class="toc_title">Table of contents / İçindekiler</p><ul class="toc_list"><li><a href="#Olaylarn_Zaman_izelgesi-1">1 Olayların Zaman Çizelgesi</a></li><li><a href="#Sokak_Ne_stiyor-2">2 Sokak Ne İstiyor?</a><ul><li><a href="#Yazarlar_ve_Katkda_Bulunanlar-3">2.1 Yazarlar ve Katkıda Bulunanlar</a></li><li><a href="#Editr-4">2.2 Editör</a></li></ul></li></ul></div>
<h1><span id="Olaylarn_Zaman_izelgesi-1">Olayların Zaman Çizelgesi</span></h1>
<p>Polisin 28 Mayıs 2013’te İstanbul Gezi Parkı’ndaki ağaçların AVM inşaatı için kesilmesini protesto eden göstericilere sert müdahalesi, Türkiye çapında yüksek katılımlı bir halk hareketini ateşledi.</p>
<p>Türk medyasının büyük oranda sessiz kaldığı, Arap Baharı ya da ABD’deki “Occupy” eylemleri ile benzerlikler gösteren ayaklanma üçüncü gününe girerken protesto gösterileri İstanbul, Ankara, İzmir ve Eskişehir başta olmak üzere ülkenin birçok şehrinde yayılmıştı.</p>
<p>Hükumetin olaylar karşısındaki iki günlük sessizliği başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve danışmanı İbrahim Kalın’ın yaptığı basın açıklamaları ile bozulsa da, açıklamaların küçümseyici ve tehditkâr tonu halkın isyanını yatırştırmaktan uzak kaldı.</p>
<p>Her rengin temsil hakkı bulduğu bu halk ayaklanması, daha ferah bir Türkiye için büyük bir fırsat. Şimdiden birçok detayının unutulmaya başladığı bu hareketin dönüm noktalarını kayıt altına almak şüphesiz çok önemli bir ihtiyaç.</p>
<p><strong>Aşağıdaki zaman akışı çizelgesi 27 Mayıs’tan itibaren olayların geçirdiği evrimi kayıt altına alma hedefi güdüyor:</strong></p>
<p><iframe src="http://embed.verite.co/timeline/?source=0Aud49q5-sn7cdFNoRWRzNnB3MWZhMTJpWF9ybjJNS0E&amp;font=Bevan-PotanoSans&amp;maptype=toner&amp;lang=en&amp;height=800" height="800" width="100%" frameborder="0"></iframe></p>
<p>Çizelge güncellenmeye devam ediyor. Lütfen çizelgedeki eksikleri yazının sonundaki yorum boşluklarını kullanarak çizelge editörlerine ulaştırın.</p>
<h1><span id="Sokak_Ne_stiyor-2">Sokak Ne İstiyor?</span></h1>
<p>Bu hareketin fitilini AK Parti politikaları yakmış olsa da, bu mücadeleyi AK Parti karşıtlığından daha geniş bir çerçevede değerlendirmek, olayları &#8220;<em>bu ülkede bir şeyler değişmeli</em>&#8221; diyen halkın otorite baskısına karşı direnişi olarak görmek daha uzun vadeli çözüm arayışında önemli bir rol oynayabilir.</p>
<p>Nitekim olayların başlangıcından itibaren Gezi Parkı’nda, Taksim&#8217;de, Beşiktaş&#8217;ta, Kızılay&#8217;da, Alsancak’ta, Antakya’da, Bodrum’da halkın karşı karşıya kaldığı şiddet, Türkiye’nin alışkın olmadığı bir tablo değil.</p>
<p>Halkın bugün karşısında bulduğu polis ve polis şiddeti ile üniversiteye girmek isteyen tesettürlü öğrenciler de, 1 Mayıs’larda hakkını arayan işçiler de, anadilde eğitim hakkı arayan azınlıklar da tanıştı. Belki de Türkiye’deki her kesimin üzerinde uzlaşabileceği bir görüş, Türkiye&#8217;de temel özgürlüklerin el değiştiren ayrıcalıklar olmaktan çıkmak zorunda olduğu gerçeğidir.</p>
<p>27 Mayıs’ta başlamış olan bu lidersiz eylem, ancak halk ne istediğini net bir şekilde ifade etme başarısına ulaştığı taktirde amacına ulaşacak. Ne yazık ki Türkiye&#8217;de özgürlükler AK Parti&#8217;nin gidişine endeksli değil. Sokağın bugün ortaya koyduğu direniş, sandığa gittiğinde AK Parti’yi destekleyen, siyasi görüşü AK Parti’nin genel söylemi ile örtüşen vatandaşların da yakından tanıdığı otorite baskısına karşı. Türkiye sokakları, halkın ne istediğini bildiği durumda meclisin kontrolünün kimde olduğunun önemsiz bir detay olarak görülebileceğinin en önemli göstergesi.</p>
<p>Her görüşün kendisine yer bulduğu bir manifestonun ortaya çıkabilmesi için sokağın isteklerinin yazılı medyada kayda geçirilmesi önemli bir başlangıç, ve hemen herkese ifade platformu sunan sosyal medya halkın görüşlerini toplamak için en demokratik mecra.</p>
<p><strong>Aşağıdaki derleme, 1-7 Haziran 2013 tarihleri arasında <a href="https://twitter.com/">Twitter</a>’da <a href="https://twitter.com/search?q=%23OccupyGeziManifestosu&amp;src=hash">#OccupyGeziManifestosu</a> tag’ı altında biriken görüşlerden oluşturuldu (liste herhangi bir sıralama kriterine tabi değil):</strong></p>
<ul>
<li>Taksim Projesi iptal edilsin. Gezi Parkı &#8216;Park&#8217; olarak kalsın.</li>
<li>Tabiat Kanunu tasarısı meclis gündeminden çekilsin.</li>
<li>Gösteri hakkı yasal güvence altına alınsın.</li>
<li>Demokrasi seçimden seçime olmasın: Yerel katılımcılı demokrasi sürecine geçilsin. Kentleri ilgilendiren kararlar için kent meclisleri aktif hale getirilsin, şehir sakinlerinin fikirleri göz ardı edilmesin.</li>
<li>Seçim barajı düşürülsün.</li>
<li>Seçimlerin güvenliği garanti altına alınsın, en kısa sürede dijital seçim sistemi altyapısına geçilsin.</li>
<li>İnternet filtreleri kaldırılsın.</li>
<li>Alkol yasağı, kamusal alanlarda türban yasağı gibi halkın yaşam tarzını değiştirmeye yönelik yasaklar kaldırılsın.</li>
<li>Haber alma özgürlüğü uluslararası standartlara uygun biçimde yorumlansın.</li>
<li>Medya sansürü yasadışı ilan edilsin.</li>
<li>Zorunlu askerlik kaldırılsın.</li>
<li>Askeri mahkemeler kaldırılsın.</li>
<li>Türkiye&#8217;deki ABD askeri üsleri kapatılsın.</li>
<li>Tutuklu öğrenciler serbest bırakılsın.</li>
<li>Milliyet, etnik köken, ten rengi, cinsiyet, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğine dayalı her türlü ayrımcılık son bulsun.</li>
<li>Çağdaş bir nefret suçları yasası hazırlansın ve uygulansın.</li>
<li>Ülkenin dört bir yanında süren doğa katliamı son bulsun.</li>
<li>Çevre ve hayvan hakları güvence altına alınsın.</li>
<li>Nükleer santral, termik santral, ya da baraj projelerinin hayata geçirilmesi planlanan yörelerde yerel referandum yaıplsın.</li>
<li>Baraj projeleri için hazırlanan Çevre Etki Değerlendirme raporlarını Çevre ve Şehircilik Bakanlığı&#8217;nca sertifika verilmiş şirktler değil bağımsız bilim kurumları hazırlasın.</li>
<li>Gezi, Taşkışla, İnönü Stadı, Dolmabahçe ve Maçka Parkı koruma altına alınsın ve şehir parkı haline getirilsin.</li>
<li>Bilim, üniversite, sanat özgür bırakılsın.</li>
<li>Anadolu&#8217;nun kültürel mirası koruma altına alınsın.</li>
<li>Din hanesi nüfus cüzdanlarından kaldırılsın.</li>
<li>AVM’ler yerine doğa tarihi müzeler, botanik bahçeleri, sanat galerileri inşa edilsin.</li>
<li>Taksim bir semboldür: Taksim her tür barışçı toplantı ve gösteriye açık olsun.</li>
<li>PVSK, TMK, TCK, CMUK düzenlemeleri demokratikleştirilsin.</li>
<li>İfade özgürlüğü uluslararası standartlara uygun biçimde korunsun.</li>
<li>AKM yıkılmasın, restore edilsin.</li>
<li>Ttürkiye Ermeni Soykırımı ile yüzleşsin.</li>
<li>Devlet Hrant Dink cinayeti ile, Roboski ile, Reyhanlı ile yüzleşilsin.</li>
<li>Devlet Tiyatroları, Devlet Opera ve Balesi kapatılmasın.</li>
<li>Devlet tüm din ve mezheplere eşit mesafede dursun.</li>
<li>Yaşam tarz ve tercihleri yasalar çerçevesinde koruma altına alınsın.</li>
<li>Suriye’ye tehdit sona ersin, Suriyeli sığınmacılar sınırdan uzak güvenli bölgelere yerleştirilsin.</li>
<li>Polis şiddeti sona ersin. Şiddete eğilimi olan polisleri polis teşkilatından ayıklayacak düzenlemeler yapılsın.</li>
<li>Sivil örgütlenmenin önü açılsın, sendikalaşmak kolaylaştırılsın.</li>
<li>Gelir adaletsizliği sona ersin.</li>
<li>Azami ücret, asgari ücretin 10 katını geçemesin.</li>
<li>Başbakanlık örtülü ödeneği kaldırılsın.</li>
<li>Siyasi şeffaflık sağlansın. Kürsü dokunulmazlığı hariç tüm dokunulmazlıklar kaldırılsın.</li>
<li>Yeni anayasa yerine 1961 Anayasası modernize edilsin.</li>
<li>Kanunun üstünlüğüne riayet edilsin ve yasal olmayan tutuklamalar sona erdirilsin.</li>
<li>Maden rezervleri millileştirilsin.</li>
<li>TPAO petrol arama ve çıkarma konusundaki tek yetkili kurum haline getirilsin.</li>
<li>Tüm kamu kuruluşlarının gelir ve giderleri, mali raporları halka açılsın.</li>
<li>Kamunun devlet bünyesindeki ihaleler, yatırımlar ve teşviklere dair tüm mali verilere ulaşımını mümkün kılacak düzenlemeler yapılsın.</li>
<li>Başbakanlık dönüşümlü hale getirilsin: siyasette &#8216;parti lideri&#8217; egemenliği bitirilsin.</li>
<li>Tutuklu asker ve gazeteciler adil bir şekilde yargılansın. Yargısız tutukluluk süreci aylar, yıllar sürmesin.</li>
<li>Kürtaj yasası geri çekilsin.</li>
<li>Yeni havalimanının hizmete girişi ile beraber Yeşilköy Havalimanı arazisi park haline getirilsin ve kamuya açılsın.</li>
<li>Temel bilimler desteklensin.</li>
<li>Çağdaş bilim etiği dışında kalan davranışlar ile ilgili denetimler sıkılaştırılsın, bu tip davranışlarda bulunan akademisyenler korunmayıp meslekten ihraç edilsin.</li>
<li>Cinsiyetçi eğitim sistemi yeniden şekillendirilsin.</li>
<li>Çocukların eğitim, sağlık, ve adalet gibi haklarından faydalanmalarını teminat altına alan yasaların hayata geçirilmesi için adımlar atılsın.</li>
<li>Eğitimin tüm basamaklarında güncel ve bilimsel eğitim verilsin.</li>
<li>Din ve ırka dayalı olumlamalar eğitim sisteminden çıkarılsın.</li>
<li>Vatan, bayrak, devlet gibi kavramlar eğitim sistemi ve anayasa içerisinde &#8216;kutsal&#8217; olarak anılmasın.</li>
<li>Genetiği değiştirilmiş organizmalar barındıran gıda ürünlerinin etiketleri bu bilgiyi yansıtacak şekilde işaretlensin.</li>
<li>27 Mayıs&#8217;ta başlayan direniş boyunca göz altına alınanlar serbest bırakılsın ve hiçbir adli kovuşturmaya izin verilmesin.</li>
<li>Siyasete aktif katılımı önleyen her tür engel kaldırılsın.</li>
<li>Toplantı, gösteri ve yürüyüşlere ilişkin her tür yasaklama kaldırılsın, toplantı ve gösteri yürüyüşü duzenleme hakkının gereği yerine getirilsin.</li>
<li>Halk sivil toplum örgütleri Türkiye&#8217;deki denetim mekanizmasına dahil edilsin.</li>
<li>Beşiktaştaki başbakanlık ofisi taşınsın, iskele halka açılsın.</li>
<li>Fikirleri, halkın haber alma özgürlüğüne olan katkıları nedeniyle tutuklu olan gazeteciler serbest bırakılsın.</li>
<li>Meslek örgütlerinin meslek alanlarıyla ilgili yasal düzenlemelerde aktif rol oynaması sağlansın.</li>
<li>Faili meçhullerin hesabı verilsin, suçlular adalete teslim edilsin.</li>
<li>Emek sömürüsü sona ersin: işçi sağlığı ve güvenliği, esnek mesai saatleri gibi konularda, çalışanların hak ve özgürlüklerini koruyacak kalıcı önlemler alınsın.</li>
<li>Yerli ve küçük sermaye teşvik edilsin, tekelleşmenin önüne geçilsin.</li>
<li>Benzin, alkol ve tütüne uygulanan astronomik vergiler düşürülsün.</li>
<li>Güvenli doğum kontrol yöntemlerine erişim reçeteye bağlı olmasın, temel korunma yöntemleri sağlık ocaklarından temin edilebilsin.</li>
</ul>
<p>Bu listenin eline kalemi alıp kolektif bir metin yazmak isteyen fikir önderlerine yol göstermesini ümit ediyoruz.</p>
<h2><span id="Yazarlar_ve_Katkda_Bulunanlar-3">Yazarlar ve Katkıda Bulunanlar</span></h2>
<p>Zaman çizelgesi <a href="https://twitter.com/mahirmyavuztr">Mahir M. Yavuz</a>, <a href="https://twitter.com/nkivilcimyavuz">N. Kıvılcım Yavuz</a>, <a href="https://twitter.com/orkan">Orkan Telhan</a>, Ebru Kurbak ve <a href="https://twitter.com/miocaro">Ebru Baranseli</a>’nin katkıları ile sizlere ulaşıyor. <a href="https://twitter.com/search?q=%23OccupyGeziManifestosu&amp;src=hash">#OccupyGeziManifestosu</a> altındaki bilgiler <a href="https://twitter.com/asuya_tuyolar">Asu&#8217;ya Tüyolar</a> ve <a href="https://twitter.com/onurguzel">Onur Güzel</a>&#8216;in yardımları ile derlendi. Sunucu performansı desteği <a href="https://twitter.com/caglar10ur">S. Çağlar Onur</a> ve <a href="https://twitter.com/barismetin">Barış Metin</a> tarafından sağlandı.</p>
<h2><span id="Editr-4"><span style="font-size: 1.5em;">Editör</span></span></h2>
<div class="yazar" style="background: url('http://subjektif.org/yazarlar/meren.png') no-repeat top left;">
<p class="yazar_isim"><a href="http://meren.org/">A. Murat Eren</a></p>
<p class="yazar_info">Bilgisayar bilimleri alanında doktora sahibi. Mikrobiyal ekoloji alanındaki çalışmalarını doktora sonrası araştırmacı olarak Amerika Birleşik Devletleri&#8217;nde sürdürüyor (a.murat.eren / gmail.com).</p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://subjektif.org/2013/06/gezi-parki-protestolari-zaman-cizelgesi-ve-sokagin-istekleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>64</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türkiye Akademisinin Arka Sokaklarından Tez Manzaraları</title>
		<link>http://subjektif.org/2012/09/turkiye-akademisinin-arka-sokaklari/</link>
		<comments>http://subjektif.org/2012/09/turkiye-akademisinin-arka-sokaklari/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 21 Sep 2012 21:00:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editör</dc:creator>
				<category><![CDATA[bilim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://subjektif.org/?p=134</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye akademisindeki tıkanıklığın sorumlusu kim? Bu sorunun çok boyutlu, yanıtlaması güç, fakat derinlemesine irdelenmesi gereken, kritik bir soru olduğuna inanıyorum. Bu yazı bu soruya net bir yanıt vermekten aciz. Bununla beraber Türkiye&#8217;de akademinin bu konuda bir zihin jimnastiğine, yanıtın kendisinden&#8230;  <a href="http://subjektif.org/2012/09/turkiye-akademisinin-arka-sokaklari/">continue reading</a> &#187;]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://subjektif.org/landscapes-from-turkish-academy/"><img src="http://subjektif.org/english.png" title="Click to read in English" /></a> Türkiye akademisindeki tıkanıklığın sorumlusu kim? Bu sorunun çok boyutlu, yanıtlaması güç, fakat derinlemesine irdelenmesi gereken, kritik bir soru olduğuna inanıyorum. Bu yazı bu soruya net bir yanıt vermekten aciz. Bununla beraber Türkiye&#8217;de akademinin bu konuda bir zihin jimnastiğine, yanıtın kendisinden daha çok ihtiyacı olduğu bir dönemdeyiz.</p>
<div id="toc_container" class="no_bullets"><p class="toc_title">Table of contents / İçindekiler</p><ul class="toc_list"><li><a href="#Giri-1">1 Giriş</a><ul><li><a href="#erik-2">1.1 İçerik</a></li><li><a href="#Feragatname-3">1.2 Feragatname</a></li><li><a href="#Teekkrler-4">1.3 Teşekkürler</a></li></ul></li><li><a href="#nceki_Yazlar_ve_Trkiye8217nin_Akademik_Problemler_Klliyat-5">2 Önceki Yazılar ve Türkiye&#8217;nin Akademik Problemler Külliyatı</a></li><li><a href="#Trkiye8217den_Tez_Manzaralar_renciler_ve_Danmanlar-6">3 Türkiye&#8217;den Tez Manzaraları: Öğrenciler ve Danışmanları</a><ul><li><a href="#Danman_Dr_Gniz_Grz_ODT-7">3.1 Danışman: Dr. Güniz Gürüz, ODTÜ</a></li><li><a href="#Danman_Dr_Sinan_Bilikmen_ODT-8">3.2 Danışman: Dr. Sinan Bilikmen, ODTÜ</a></li><li><a href="#Danman_Dr_Bekir_Karlk_Fatih_niversitesi-9">3.3 Danışman: Dr. Bekir Karlık, Fatih Üniversitesi</a></li><li><a href="#Danman_Dr_Bekir_Karlk_Sakarya_niversitesi-10">3.4 Danışman: Dr. Bekir Karlık, Sakarya Üniversitesi</a></li><li><a href="#Danman_Dr_Halit_Pastac_Yldz_Teknik_niversitesi-11">3.5 Danışman: Dr. Halit Pastacı, Yıldız Teknik Üniversitesi</a></li><li><a href="#Danman_Dr_Ali_Okatan_Hali_niversitesi-12">3.6 Danışman: Dr. Ali Okatan, Haliç Üniversitesi</a></li><li><a href="#Danman_Dr_Ali_Okatan_Baheehir_niversitesi-13">3.7 Danışman: Dr. Ali Okatan, Bahçeşehir Üniversitesi</a></li><li><a href="#Danman_Dr_smail_Naci_Cangl_Uluda_niversitesi_Balkesir_niversitesi-14">3.8 Danışman: Dr. İsmail Naci Cangül, Uludağ Üniversitesi / Balıkesir Üniversitesi</a></li><li><a href="#Danman_Dr_Erdem_Uar_Trakya_niversitesi-15">3.9 Danışman: Dr. Erdem Uçar, Trakya Üniversitesi</a></li><li><a href="#Danman_Dr_Cevdet_Emin_Ekinci_Frat_niversitesi-16">3.10 Danışman: Dr. Cevdet Emin Ekinci, Fırat Üniversitesi</a></li></ul></li><li><a href="#Trkiye8217de_Yaynlanm_Tezlere_Ulamak_Zor-17">4 Türkiye&#8217;de Yayınlanmış Tezlere Ulaşmak Zor</a><ul><li><a href="#Tezlere_Eriim_Glne_Dair_Gncel_Bir_rnek-18">4.1 Tezlere Erişim Güçlüğüne Dair Güncel Bir Örnek</a></li><li><a href="#niversite_Ktphanelerinin_Keyfi_Dzenlemeleri_Tezlere_Eriimi_Zorlatryor-19">4.2 Üniversite Kütüphanelerinin Keyfi Düzenlemeleri Tezlere Erişimi Zorlaştırıyor</a></li><li><a href="#YK_Arivlerinde_Yaym_zni_Olmayan_Tez_Says_ok_Fazla-20">4.3 YÖK Arşivlerinde Yayım İzni Olmayan Tez Sayısı Çok Fazla</a></li></ul></li><li><a href="#Trkiye8217de_Bilim_Hrszlna_Net_Tepkiler_Verilmiyor-21">5 Türkiye&#8217;de Bilim Hırsızlığına Net Tepkiler Verilmiyor</a><ul><li><a href="#Avrupa8217daki_Duruma_Dair_Gncel_rnekler-22">5.1 Avrupa&#8217;daki Duruma Dair Güncel Örnekler</a></li><li><a href="#Yrtmedeki_Sorunlarn_Yaratt_Motivasyon_Eksiklii-23">5.2 Yürütmedeki Sorunların Yarattığı Motivasyon Eksikliği</a></li><li><a href="#Akademideki_Tepkisizlik_Hastal_zerine_ki_rnek-24">5.3 Akademideki Tepkisizlik Hastalığı Üzerine İki Örnek</a></li><li><a href="#Geriye_Gtren_Dzenlemeler_ve_Gz_Ard_Edilen_Devlet_Denetleme_Kurulu_Raporu-25">5.4 Geriye Götüren Düzenlemeler ve Göz Ardı Edilen Devlet Denetleme Kurulu Raporu</a></li></ul></li><li><a href="#Sonu-26">6 Sonuç</a></li><li><a href="#Yazarlar-27">7 Yazarlar</a></li></ul></div>
<h1><span id="Giri-1">Giriş</span></h1>
<p>&#8220;İnsan kaynakları&#8221; bağlamında kendi kendisini finanse eden akademi bu özelliği ile birçok meslek dalından ayrılıyor. Her an bir sonraki jenerasyonu yetiştirmekte olan akademinin dezavantajlarından birisi ne yazık ki şu: Kötü akademi, kötü akademiyi yetiştiriyor. Bu açıdan Türkiye&#8217;deki akademinin vasıfsız çoğunluğunun sorumlusunun akademinin önceki nesilleri olduğu, ve köklü bir değişikliğin gerçekleşmediği gelecek nesillerin şu anki nesilden daha vasıflı olmayacağı aynı anda iddia edilebilir.</p>
<p>Aşağıdaki sorunun yanıtı ile bu çalışmada bir kısmına yanıt aradığım soru arasında önemli bir benzerlik olduğunu düşünüyorum:</p>
<p style="padding-left: 30px;">&#8220;<em>Toplumun yitik gençlerinin sorumlusu kim?</em>&#8220;</p>
<p>Bir çocuğun gelişimi esnasında rol oynayan birçok parametre olsa da, bu soruya verilebilecek en geçerli yanıtlardan birisi muhtemelen şu olurdu:</p>
<p style="padding-left: 30px;">&#8220;<em>Aileleri</em>&#8220;</p>
<p>Toplum içinde ailenin rolü, akademi içinde tez danışmanı ve tez komitesinin rolü ile benzerlik teşkil ediyor. Bu fikri netleştirmek için bu yazıda tez danışmanlarının imzaladığı, tez komitelerinin geçirdiği, fakat akademik açıdan son derece problemli olan tezlerden yola çıkarak danışman hocaların etik anlayışının mezun ettikleri kişilerin akademik anlayışını nasıl etkilediğini, ve bu fenomen ile akademinin sıhhati arasındaki ilişkiyi irdelemeye çalışacağım.</p>
<p>Burada göz önünde bulundurulması gereken bir detay var: Nasıl ki problem davranışlar sergileyen bir çocukla ilgili asıl kızılması gereken zamanında müdahale etmeyerek bu davranışların çocuğun gelişiminin integral bir parçası olmasına sebep olan aile bireyleri ise, bu yazıda sizlere sunacağım ve Türkiye&#8217;de verilmiş tezlerden ötürü eleştirilmesi gerekenler de bu tezlerin sahipleri değil. Eğer eleştirilmesi gereken bir kesim varsa, o da bahsi geçen tezlerin danışmanları, ve tezlerin akademik bütünlüğünden sorumlu olmasına rağmen az sonra göreceğiniz halleri ile literatürde yer almalarına göz yuman tez komite üyeleri. Her ne kadar tezleri tartışmalı olsa da tez sahiplerini suçlamak, mağdur olanı mağduriyetinden ötürü suçlamak ile aynı.</p>
<p>Suçlulara değil örüntülere odaklanmanın uzun vadede daha faydalı olacağını idrak etmek gerekli.</p>
<h2><span id="erik-2">İçerik</span></h2>
<p>Bu yazı birbiri ile bağlantılı birkaç kısımdan oluşuyor.</p>
<p>Bu kısımlardan ilki Türkiye&#8217;deki akademik problemler üzerine hazırlanmış önceki çalışmaların anıldığı kısım. Tamamını okumak mümkün olmasa da okurların birkaç tanesine göz atmasını umarım.</p>
<p>İkinci kısım etik ve bilimsel açıdan kusurlu tezlere örnekler sunuyor. Birçoğu aynı danışmanın farklı öğrencilerinin tezlerindeki benzerlikleri göz önüne seren bu örnekler, bu öğrencilerin öğrencilerinin de benzer eğilimlerden muzdarip olabileceğini örnekliyor.</p>
<p>Üçüncü kısım Türkiye&#8217;de yayınlanan tezlere erişimdeki zorluklardan bahsediyor.</p>
<p>Dördüncü kısım Türkiye&#8217;de akademik problemlere verilen tepkilerin yetersizliğine, ve buna sebep olan yasama ve yürütme problemlerine değiniyor.</p>
<p>Son kısımda ise aslen yazının bir özeti yer alıyor.</p>
<h2><span id="Feragatname-3">Feragatname</span></h2>
<p>Başlamadan önce netleştirmek istediğim birkaç nokta var:</p>
<ul>
<li>Bu yazıda kimseyi herhangi bir suçla itham etmek ya da rencide etmek gibi bir gayem yok.</li>
<li>Yazı içerisinde ismi geçen kişilerin bir kısmı gerçek anlamda mağdur kişiler. Dolayısıyla yazı içerisinde yer alan isimlere önyargı ile yaklaşmak son derece yanlış bir davranış olur.</li>
<li>Muhtemelen ele alınan her örneğin bir <em>savunması</em> vardır. Yazıda karşı tarafın görüşlerine yer verilmediği için hikayenin tamamını bilmiyor olduğunuz gerçeğini lütfen göz ardı etmeyin, ve yazara güvenerek şüpheciliği elden bırakma hatasına düşmeyin.</li>
</ul>
<h2><span id="Teekkrler-4">Teşekkürler</span></h2>
<p>Yazıda yer alan tez ve raporların çok büyük bir kısmı sizlere Dr. Tansu Küçüköncü ve çeşitli anonim kişilerin üstün gayretleri sayesinde ulaşıyor. İtinalı çalışmaları ve kararlılıklarından Dr. Tansu Küçüköncü ve anonim akademisyenlere, yazıda yer alan tezlerden üç tanesini inceleyen anonim denetçilere, ve hukuki konulardaki desteğinden ötürü Serkan Köybaşı&#8217;ya teşekkür ederim.</p>
<p>Son olarak, hiç de keyifli olmayan bu yazıları okumaya vakit harcayan, bu tartışmaların geniş çevrelere yayılması için çaba sarf eden kişilere katkıları ve ilgilerinden ötürü Türkiye&#8217;de akademinin ahvali konusunda kafa yoran herkes büyük bir teşekkür borçlu.</p>
<p>Türkiye akademisinin kendi kendisini tenkit etme çalışmalarının kalabalıklaşarak hız kazanması dileğiyle.</p>
<h1><span id="nceki_Yazlar_ve_Trkiye8217nin_Akademik_Problemler_Klliyat-5">Önceki Yazılar ve Türkiye&#8217;nin Akademik Problemler Külliyatı</span></h1>
<p>Türkiye yazı ve tartışma bağlamında akademik çürüme üzerine hatırı sayılır bir külliyata haiz. Bu yazıların her birini bir araya getirmek ya da bir okurun tümünü okumasını beklemek güç. Bununla beraber problemi bir bütün olarak değerlendirebilmek için tek bir perspektife sıkışıp kalmamak çok önemli. Bu bağlamda aşağıdaki yazılar geniş bir birikimin çok küçük bir kısmını teşkil ediyor olsalar da, akademik problemlere tamamen farklı açılardan ışık tuttukları için önemli olduklarını düşünüyorum:</p>
<ul>
<li><a href="http://meren.org/blog/bilimsel-ahlaksizligin-gri-mecralari/">Bilimsel Ahlaksızlığın Gri Mecraları</a> (A. Murat Eren)</li>
<li><a href="http://meren.org/blog/imece-usulu-bilim-cinayeti-konferanslari/">İmece Usulü Bilim Cinayeti Konferansları</a> (A. Murat Eren)</li>
<li><a href="http://meren.org/blog/turkiyenin-akademik-problemleri-nasil-cozulur/">Türkiye&#8217;nin Akademik Problemleri Nasıl Çözülür</a> (A. Murat Eren)</li>
<li><a href="http://istifhanem.com/2011/08/18/sbedergileri2/">Sosyal Bilim Yayıncılığında Enstitü Dergileri</a> (Emrah Göker)</li>
<li><a href="http://plagiarism-turkish.blogspot.com/2011/04/prof-dr-metin-balc-yuksek-sayda.html">Yüksek Sayıda Makalelerin Sırrı</a> (Metin Balcı)</li>
<li><a href="http://www.zaman.com/yazar.do?yazino=1203672&amp;title=turkiyede-bilimsel-arastirma-da-yapilmiyor-bilimsel-yayin-da">Türkiye&#8217;de Bilimsel Araştırma da Yapılmıyor Bilimsel Yayın da</a> (A. Rasim Küçükusta)</li>
<li><a href="http://plagiarism-turkish.blogspot.com/2012/06/y-doc-dr-kaan-ozturk-sisme-dergiler-ve.html">Şişme Dergiler ve Yayın Etiği İhlalleri</a> (Kaan Öztürk)</li>
<li><a href="http://plagiarism-turkish.blogspot.com/2012/06/prof-dr-levent-sevgi-universitelerde.html">Üniversitelerde kopya olayları ve disiplin yönetmeliği &#8211; III</a> (Levent Sevgi)</li>
<li><a href="http://istifhanem.com/2012/08/03/akademiktasra1/">Taşra Üniversitesi Üzerine Sosyo-Analize Giriş</a> (Emrah Göker)</li>
<li><a href="http://istifhanem.com/2012/08/07/akademiktasra2/">Taşrada Asistan Halleri ve İlişkileri</a> (Emrah Göker)</li>
<li><a href="http://istifhanem.com/2012/08/23/akademiktasra4/">Taşra Üniversitesinde Lisans Dersi</a> (Emrah Göker)</li>
<li><a href="http://orhanbursali.blogspot.com/2012/07/ilimin-bilime-ettigine-bakn-iki-skandal.html">İlimin Bilime Ettiğine Bakın: İki Skandal</a> (Orhan Bursalı)</li>
<li><a href="http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalEklerDetayV3&amp;ArticleID=1097527&amp;CategoryID=42">Mobbing, Üniversiteler ve Toplumsal Cinsiyet</a> (Özlem Sert, Arzu Akkoyunlu Wigley)</li>
<li><a href="http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&amp;ArticleID=1097454&amp;CategoryID=132">Üniversiteler Vesayetten Kurtulabilecek Mi?</a> (Ayşe Durakbaşa)</li>
<li><a href="http://t24.com.tr/haber/bilim-insanlari-iktidar-tarafindan-saldiriya-ugruyor/209746">Bilim İnsanları İktidar Tarafından Saldırıya Uğruyor</a> (Neşe Özgen (bir Işıl Öz söyleşisi))</li>
<li><a href="http://t24.com.tr/haber/turkiyenin-ihtiyaci-olan-buyuk-bir-akademik-devrim/208675">&#8220;Türkiye&#8217;nin İhtiyacı Olan Büyük bir Akademik Devrim&#8221;</a> (Lale Akarun, Mutlu Binark, Sevgi Zübeyde Gürbüz, A. Murat Eren (bir diğer Işıl Öz söyleşisi))</li>
</ul>
<h1><span id="Trkiye8217den_Tez_Manzaralar_renciler_ve_Danmanlar-6">Türkiye&#8217;den Tez Manzaraları: Öğrenciler ve Danışmanları</span></h1>
<p>Yazının bu kısmında gündeme getireceğim örneklerin her birisi akademik açıdan problemli bir durum teşkil ediyor. Her biri aynı şiddette olmayan bu problemler, şiddetinden bağımsız bir biçimde örnek olarak vereceğim tezlerin danışmanlığını yapan kişiler ve bu tezlerin altına imza atan tez komitelerinin çeşitli seviyelerdeki sorumsuzluklarının bir sonucu.</p>
<p>Ne yazık ki burada ele alacağım tezlerin buz dağının görünen kısmı olduğunu iddia etmenin yanlış olmayacağını düşünüyorum.</p>
<h2><span id="Danman_Dr_Gniz_Grz_ODT-7">Danışman: Dr. Güniz Gürüz, ODTÜ</span></h2>
<p>İlk örnek ODTÜ&#8217;den. Bu tez çifti bu kısımda vereceğim tez örneklerinin en hafif, en göz ardı edilebilir olanı. Tezlerden ilki şöyle:</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td>Üniversite</td>
<td><strong>Orta Doğu Teknik Üniversitesi (Kimya Mühendisliği)</strong></td>
</tr>
<tr>
<td>Tez Sahibi</td>
<td>Selis Önel</td>
</tr>
<tr>
<td>Tez Danışmanı</td>
<td><strong>Dr. Güniz Gürüz</strong></td>
</tr>
<tr>
<td>Tez Komitesi</td>
<td>Dr. Güniz Gürüz, Dr. Canan Özgen, Recep Parlak, Dr. Suzan Kıncal, Dr. Deniz Üner</td>
</tr>
<tr>
<td style="width: 100px;">Tez</td>
<td><em>Energy Optimization of the Yankee Hood Dryer</em>, 2000</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Diğer tez ise şöyle:</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td>Üniversite</td>
<td><strong>Orta Doğu Teknik Üniversitesi (Kimya Mühendisliği)</strong></td>
</tr>
<tr>
<td>Tez Sahibi</td>
<td>Akın Salih Toppare</td>
</tr>
<tr>
<td>Tez Danışmanı</td>
<td><strong>Dr. Güniz Gürüz</strong></td>
</tr>
<tr>
<td>Tez Komitesi</td>
<td>Dr. Güniz Gürüz, Dr. Canan Özgen, Oktay Orhan, Dr. Suzan Kıncal, Dr. Deniz Üner</td>
</tr>
<tr>
<td style="width: 100px;">Tez</td>
<td>&#8220;<em>The Energy Analysis and the Multivariable Energy Optimization of a Yankee Hood Dryer</em>&#8220;, 2002</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>2000 yılında yayınlanan iki tez de bir kağıt kurutma cihazının en optimum çalışma koşullarını araştırıyor. İki tez de kağıdın, kağıt üretiminin ve kağıt üretiminde yaygın bir şekilde kullanılan bir cihazın özelliklerini anlatmakla başlıyor. Önel&#8217;in 2000 yılında yayınladığı yüksek lisans tezinde yer verdiği ve malzemenin tarihçesi ve teknik özelliklerine dair yazılan giriş çok büyük oranda (zaman zaman aynı cümleler, zaman zaman ise küçük değişikliklerle) Toppare&#8217;nin 2002 yılında yayınladığı tezde alıntılanmış:</p>
<table style="width: 800px; text-align: center;">
<tbody>
<tr>
<td><a href="http://subjektif.org/wp-content/gallery/tezler/toppare_01.png" target="_blank"><img alt="" src="http://subjektif.org/wp-content/gallery/tezler/thumbs/thumbs_toppare_01.png" border="0" /></a></td>
<td><a href="http://subjektif.org/wp-content/gallery/tezler/toppare_02.png" target="_blank"><img alt="" src="http://subjektif.org/wp-content/gallery/tezler/thumbs/thumbs_toppare_02.png" border="0" /></a></td>
<td><a href="http://subjektif.org/wp-content/gallery/tezler/toppare_03.png" target="_blank"><img alt="" src="http://subjektif.org/wp-content/gallery/tezler/thumbs/thumbs_toppare_03.png" border="0" /></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Bu iki teze dair problemleri irdeleyen anonim bir rapora buradan ulaşabilirsiniz: <a href="http://subjektif.org/wp-content/gallery/tezler/toppare_04.pdf">Anonim değerlendirme raporu [PDF]</a>.</p>
<p>Aynı ya da benzer projeler üzerinde çalışan öğrencilerin tezlerinin birbirine benzemesi kaçınılmaz bir durum. Bununla beraber cümleleri değiştirip aynı içeriği farklı bir sunumla araya sıkıştırmak, bir tez içerisine bir başka tezden aynen kopyalanmış cümleleri serpiştirmek bunun makul bir sonucu değil. Bu örnek ne tez danışmanı ne de komitesinin değinmeye değer gördüğü küçük bir problemi örnekliyor.</p>
<p>Benzer projelerde çalışan öğrencilerin birbirlerinden alıntı yaparlarken çizginin nereye çekilmesi gerektiği net bir yanıtı olmayan bir soru. Bununla beraber bu çizginin özellikle danışman tarafından etik açıdan problem teşkil etmesi mümkün olmayan bir yere çekilmesi sadece öğrenciyi korumakla kalmayan, aynı zamanda yeni neslin etik konusunda daha tutarlı olmasını da sağlayabilecek bir pratik. Takip eden örneklerde bu durumun nerelere varabileceğine dair  örnekler göreceksiniz.</p>
<h2><span id="Danman_Dr_Sinan_Bilikmen_ODT-8">Danışman: Dr. Sinan Bilikmen, ODTÜ</span></h2>
<p>ODTÜ&#8217;den bir diğer örnek.</p>
<p>Dr. Bilikmen&#8217;in aynı yıl mezun ettiği iki öğrenciden ilkinin tezi aşağıdaki gibi.</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td>Üniversite</td>
<td><strong>Orta Doğu Teknik Üniversitesi (Fizik)</strong></td>
</tr>
<tr>
<td>Tez Sahibi</td>
<td>Demiral Akbar</td>
</tr>
<tr>
<td>Tez Danışmanı</td>
<td><strong>Dr. Sinan Bilikmen</strong></td>
</tr>
<tr>
<td>Tez Komitesi</td>
<td>Dr. Sinan Bilikmen, Dr. Gülay Öke, Dr. Cevdet Tezcan, Dr. Serhat Çakır, Akif Esendemir</td>
</tr>
<tr>
<td style="width: 100px;">Tez</td>
<td>&#8220;<em>The Non-Uniform Argon DC Glow Discharge System Parameters Measured with Fast Three Couples of Double Probe</em>&#8220;, 2006</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Diğeri ise şöyle:</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td>Üniversite</td>
<td><strong>Orta Doğu Teknik Üniversitesi (Fizik)</strong></td>
</tr>
<tr>
<td>Tez Sahibi</td>
<td>Ebru Dağtekin</td>
</tr>
<tr>
<td>Tez Danışmanı</td>
<td><strong>Dr. Sinan Bilikmen</strong></td>
</tr>
<tr>
<td>Tez Komitesi</td>
<td>Dr. Sinan Bilikmen, Dr. Arif Demir, Dr. Gülay Öke, İsmail Rafatov, Dr. Burak Yedierler</td>
</tr>
<tr>
<td style="width: 100px;">Tez</td>
<td>&#8220;<em>Measurement of Nonuniform Magnetized Argon Plasma Discharge Parameters</em>&#8220;, 2006</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>İki tezi kısmen karşılaştıran ekran görüntüleri aşağıdaki gibi:</p>
<table style="width: 800px; text-align: center;">
<tbody>
<tr>
<td><a href="http://subjektif.org/wp-content/gallery/tezler/dagtekin_01.png" target="_blank"><img alt="" src="http://subjektif.org/wp-content/gallery/tezler/thumbs/thumbs_dagtekin_01.png" border="0" /></a></td>
<td><a href="http://subjektif.org/wp-content/gallery/tezler/dagtekin_02.png" target="_blank"><img alt="" src="http://subjektif.org/wp-content/gallery/tezler/thumbs/thumbs_dagtekin_02.png" border="0" /></a></td>
<td><a href="http://subjektif.org/wp-content/gallery/tezler/dagtekin_03.png" target="_blank"><img alt="" src="http://subjektif.org/wp-content/gallery/tezler/thumbs/thumbs_dagtekin_03.png" border="0" /></a></td>
<td><a href="http://subjektif.org/wp-content/gallery/tezler/dagtekin_04.png" target="_blank"><img alt="" src="http://subjektif.org/wp-content/gallery/tezler/thumbs/thumbs_dagtekin_04.png" border="0" /></a></td>
<td><a href="http://subjektif.org/wp-content/gallery/tezler/dagtekin_05.png" target="_blank"><img alt="" src="http://subjektif.org/wp-content/gallery/tezler/thumbs/thumbs_dagtekin_05.png" border="0" /></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Bu iki teze dair problemleri irdeleyen anonim bir rapora buradan ulaşabilirsiniz: <a href="http://subjektif.org/wp-content/gallery/tezler/dagtekin_06.pdf">Anonim değerlendirme raporu [PDF]</a>.</p>
<p>Aynı yıl mezun olan iki öğrencinin tezleri arasındaki benzerlik ikisinin de danışmanı olan Dr. Bilikmen&#8217;in gözünden kaçmış olamaz. Lâkin kendisi bunda bir problem görmemiş.</p>
<p>Son ekran görüntüsünde ilk tezden taşınırken yapısı bozulan ve okunurluğunu tamamen yitiren figür dahi ne danışman ne de komitenin ilgisini çekmemiş, ve tez arşivlere bu haliyle girmiş.</p>
<h2><span id="Danman_Dr_Bekir_Karlk_Fatih_niversitesi-9">Danışman: Dr. Bekir Karlık, Fatih Üniversitesi</span></h2>
<p>Sıradaki tez yukarıdaki örneklere nazaran çok daha net ve çok daha ciddi bir etik ihlalini örnekliyor. Teze dair bilgiler aşağıdaki gibi:</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td>Üniversite</td>
<td><strong>Fatih Üniversitesi</strong></td>
</tr>
<tr>
<td>Tez Sahibi</td>
<td>Ahmet Vehbi Olgaç</td>
</tr>
<tr>
<td>Tez Danışmanı</td>
<td><strong>Dr. Bekir Karlık</strong></td>
</tr>
<tr>
<td>Tez Komitesi</td>
<td>Dr. Bekir Karlık, Dr. Tuğrul Yanık, Dr. Mehmet Şevkli</td>
</tr>
<tr>
<td style="width: 100px;">Tez</td>
<td>&#8220;<em>Software Development of Fuzzy Clustering Artificial Neural Networks</em>&#8220;, 2009</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Dr. Bekir Karlık&#8217;ı <a href="http://meren.org/blog/imece-usulu-bilim-cinayeti-konferanslari/">Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi&#8217;nde düzenlenen konferans</a>tan hatırlıyorsunuz. Dr. Karlık, danışmanlığını yaptığı öğrencinin tezine Dr. Yanık ve Dr. Şevkli ile beraber imza atmış. Tezden bazı sayfalar aşağıdaki gibi.</p>
<table style="width: 800px; text-align: center;">
<tbody>
<tr>
<td><a href="http://subjektif.org/wp-content/gallery/tezler/olgac_01.png" target="_blank"><img alt="" src="http://subjektif.org/wp-content/gallery/tezler/thumbs/thumbs_olgac_01.png" border="0" /></a></td>
<td><a href="http://subjektif.org/wp-content/gallery/tezler/olgac_02.png" target="_blank"><img alt="" src="http://subjektif.org/wp-content/gallery/tezler/thumbs/thumbs_olgac_02.png" border="0" /></a></td>
<td><a href="http://subjektif.org/wp-content/gallery/tezler/olgac_03.png" target="_blank"><img alt="" src="http://subjektif.org/wp-content/gallery/tezler/thumbs/thumbs_olgac_03.png" border="0" /></a></td>
<td><a href="http://subjektif.org/wp-content/gallery/tezler/olgac_04.png" target="_blank"><img alt="" src="http://subjektif.org/wp-content/gallery/tezler/thumbs/thumbs_olgac_04.png" border="0" /></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Tezin çok büyük bir kısmı Zhansou Yu&#8217;nun ABD&#8217;deki Houston Üniversitesi&#8217;ne verdiği yüksek lisans tezi ile aynı (Dr. Yu&#8217;nun tezi açık, ve kendisine <a href="http://www.yukool.com/nn/index.htm">bu adresten</a> erişilebiliyor). Olgaç&#8217;ın tezinin geri kalan kısımları ise çeşitli İnternet kaynakları ve kitaplardan derlenmiş.</p>
<p>Bir bakış açısı, Dr. Karlık&#8217;ın -jürideki diğer iki isim ile beraber- dikkatsizliklerinin mağduru olduğunu, eğer bir suçlu varsa o kişinin tezin yazarı olan Olgaç olduğunu ileri sürebilir. Öğrencisinin kabiliyetlerini ve yapabileceği şeyleri bilen bir danışmanın bu tezde çok büyük problemler olduğunu fark etmemesi mümkün değil. Bununla beraber Dr. Karlık&#8217;ın sadece kötü bir danışman olduğunu ve tezdeki problemlere bilerek göz yummadığını varsaymak da mümkün. Aşağıdaki örneğin bu konuya açıklık getirdiği kanâatindeyim.</p>
<h2><span id="Danman_Dr_Bekir_Karlk_Sakarya_niversitesi-10">Danışman: Dr. Bekir Karlık, Sakarya Üniversitesi</span></h2>
<p>Dr. Karlık&#8217;ın danışmanlığını yaptığı bir diğer teze dair bilgiler şöyle:</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td>Üniversite</td>
<td><strong>Sakarya Üniversitesi</strong></td>
</tr>
<tr>
<td>Tez Sahibi</td>
<td>Selahaddin Kaya</td>
</tr>
<tr>
<td>Tez Danışmanı</td>
<td><strong>Dr. Bekir Karlık</strong></td>
</tr>
<tr>
<td>Tez Komitesi</td>
<td>Dr. Bekir Karlık, Dr. Sabih Aksoy, Dr. M. Ali. Yalçın</td>
</tr>
<tr>
<td style="width: 100px;">Tez</td>
<td>&#8220;<em>Yapay Sinir Ağları ile Ünite Planlaması ve Paylaşımı</em>&#8220;, 1997</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Tezi incelediğinizde Dr. Karlık&#8217;ın altına imza attığı içeriğin kayda değer bir kısmının, Dr. Karlık&#8217;ın 1993 yılında Yıldız Teknik Üniversitesi&#8217;ne teslim ettiği &#8220;<em>Çok Fonksiyonlu Protezler için Yapay Sinir Ağları Kullanılarak Miyoelektrik Kontrol</em>&#8221; isimli tezinde de yer aldığını görüyorsunuz. Aşağıda tezden bazı kısımlar yer alıyor:</p>
<table style="width: 800px; text-align: center;">
<tbody>
<tr>
<td><a href="http://subjektif.org/wp-content/gallery/tezler/kaya_01.png" target="_blank"><img alt="" src="http://subjektif.org/wp-content/gallery/tezler/thumbs/thumbs_kaya_01.png" border="0" /></a></td>
<td><a href="http://subjektif.org/wp-content/gallery/tezler/kaya_02.png" target="_blank"><img alt="" src="http://subjektif.org/wp-content/gallery/tezler/thumbs/thumbs_kaya_02.png" border="0" /></a></td>
<td><a href="http://subjektif.org/wp-content/gallery/tezler/kaya_03.png" target="_blank"><img alt="" src="http://subjektif.org/wp-content/gallery/tezler/thumbs/thumbs_kaya_03.png" border="0" /></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Dr. Karlık&#8217;ın kendi tezinde yer verdiği kısımları hatırlamamasının mümkün olduğunu düşünmüyorum. Tezde yer verilen uygulamanın kaynak kodunun bile aynı oluşu, bu içeriğin öğrenciye Dr. Karlık tarafından tedarik edildiğine şüphe bırakmıyor.</p>
<p>Özellikle Türkiye&#8217;deki gelenekler göz önünde bulundurulduğunda, bir öğrenciye danışman hocasının &#8220;uygun gördüğü&#8221; bir yönteme muhalefet etmediği için kızmanın haksızlık olduğunu düşünüyorum. Ahmet Vehbi Olgaç ve Selahaddin Kaya&#8217;nın tezlerinin sorumlusu elbette Dr. Karlık.</p>
<p>Peki Dr. Karlık&#8217;ı suçlamak mubah mı? Suçluyu bulduk mu? Bu sorunun yanıtı belki de Dr. Bekir Karlık&#8217;ın doktora tezi, ve onun danışmanında.</p>
<h2><span id="Danman_Dr_Halit_Pastac_Yldz_Teknik_niversitesi-11">Danışman: Dr. Halit Pastacı, Yıldız Teknik Üniversitesi</span></h2>
<p>Bekir Karlık&#8217;ın doktora tezine dair bilgiler aşağıdaki gibi:</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td>Üniversite</td>
<td><strong>Yıldız Teknik Üniversitesi</strong></td>
</tr>
<tr>
<td>Tez Sahibi</td>
<td>Bekir Karlık</td>
</tr>
<tr>
<td>Tez Danışmanı</td>
<td><strong>Dr. Halit Pastacı</strong></td>
</tr>
<tr>
<td>Tez Komitesi</td>
<td>Dr. Halit Pastacı, (komitedeki diğer isimlere tezde yer verilmemiş)</td>
</tr>
<tr>
<td style="width: 100px;">Tez</td>
<td>&#8220;<em>Çok Fonksiyonlu Protezler İçin Yapay Sinir Ağları Kullanılarak Miyoelektrik Kontrol</em>&#8220;, 1993</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Bu örneği tamamlayacak bir tez daha var. O da şu:</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td>Üniversite</td>
<td><strong>İstanbul Teknik Üniversitesi</strong></td>
</tr>
<tr>
<td>Tez Sahibi</td>
<td>Özcan Kuyucu</td>
</tr>
<tr>
<td>Tez Danışmanı</td>
<td><strong>Dr. Mehmet Körürek</strong></td>
</tr>
<tr>
<td>Tez Komitesi</td>
<td>Dr. Mehmet Körürek, Dr. Erdal Panayırcı, Ertuğrul Yazgan</td>
</tr>
<tr>
<td style="width: 100px;">Tez</td>
<td>&#8220;<em>Elektromiyografik İşaretlerin Değerlendirilmesi</em>&#8220;, 1989</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Aşağıdaki ekran görüntüleri yukarıdaki iki tezden:</p>
<table style="width: 800px; text-align: center;">
<tbody>
<tr>
<td><a href="http://subjektif.org/wp-content/gallery/tezler/karlik_01.png" target="_blank"><img alt="" src="http://subjektif.org/wp-content/gallery/tezler/thumbs/thumbs_karlik_01.png" border="0" /></a></td>
<td><a href="http://subjektif.org/wp-content/gallery/tezler/karlik_02.png" target="_blank"><img alt="" src="http://subjektif.org/wp-content/gallery/tezler/thumbs/thumbs_karlik_02.png" border="0" /></a></td>
<td><a href="http://subjektif.org/wp-content/gallery/tezler/karlik_03.png" target="_blank"><img alt="" src="http://subjektif.org/wp-content/gallery/tezler/thumbs/thumbs_karlik_03.png" border="0" /></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Dr. Karlık&#8217;ın doktora tezinin çok kritik bir kısmı, Özcan Kuyucu&#8217;nun yüksek lisans tezi ile aynı. Dr. Karlık&#8217;ın tezinden Özcan Kuyucu&#8217;nun tezine sadece bir referans var, o da tezin giriş kısmında Türkiye&#8217;de yapılan başka çalışmalar da olduğundan bahsedilen cümlenin sonunda. Dr. Karlık&#8217;ın tezinde kullandığı verilerin Kuyucu&#8217;nun tezinden alındığına dair hiçbir bilgi olmadığı gibi, yukarıdaki ekran görüntülerinden de görebileceğiniz gibi kopyalanmış olan kısımların kaynağına dair hiçbir referans yok.</p>
<p>Bir danışmanın birlikte çalıştığı doktora öğrencisinin kapasitesini ve imkanlarını bilmemesi mümkün değil. Dolayısıyla bu tezi okuyup altına imza atan Dr. Halit Pastacı&#8217;nın Dr. Karlık&#8217;ın tezinde yer alan verileri kendisinin toplamadığını bilmemesi imkansız. Fakat öğrencisinin akademik açıdan çok kritik olan bir süreci idrak etmesine vesile olma sorumluluğunu yerine getiremeyen Dr. Halit Pastacı sadece Dr. Bekir Karlık&#8217;ın değil, Selahaddin Kaya ve Ahmet Vehbi Olgaç&#8217;ın da sorumlusu.</p>
<p>Burada çok önemli bir noktaya değinmek istiyorum: Akademide seviye bir gelenek. Bu böyle. Türkiye akademisindeki kötü geleneklerin sorumlularının bu gelenekleri nesilden nesile aktaranlar kadar bu geleneklere göz yumanlar olduğunu da hesaba katmak gerekli. Yazı boyunca bunun örneklerine rastlayacaksınız.</p>
<h2><span id="Danman_Dr_Ali_Okatan_Hali_niversitesi-12">Danışman: Dr. Ali Okatan, Haliç Üniversitesi</span></h2>
<p>Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi&#8217;ndeki konferansın düzenleyicilerinden birisi Dr. Bekir Karlık iken konferansın diğer düzenleyicisi de Dr. Ali Okatan idi (hatta konferansa dair kaygıların kaleme alındığı bir yazı üzerine birlikte imza attıkları <a href="http://meren.org/blog/imece-usulu-bilim-cinayeti-konferanslari/#comment-14326">bir suç duyurusu</a>nu basın kuruluşlarına göndermişlerdi).</p>
<p>Eğer gerçekten akademik bir gelenek varsa, birlikte çalıştıklarından hareketle Dr. Okatan ile Dr. Karlık&#8217;ın benzer geleneklere haiz oldukları iddia edilebilir. Bu durumda bu zihin deneyini tamamlayacak kilit mevzu Dr. Okatan&#8217;ın öğrencileri ile benzer ilişkiler içerisinde olup olmadığı olsa gerek.</p>
<p>Aşağıdaki tez Dr. Okatan&#8217;ın mezun ettiği yüksek lisans öğrencilerinden birisine ait:</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td>Üniversite</td>
<td><strong>Haliç Üniversitesi</strong></td>
</tr>
<tr>
<td>Tez Sahibi</td>
<td>Murat Oğuz</td>
</tr>
<tr>
<td>Tez Danışmanı</td>
<td><strong>Dr. Ali Okatan</strong></td>
</tr>
<tr>
<td>Tez Komitesi</td>
<td>Dr. Ali Okatan, Dr. Yüksel Bal</td>
</tr>
<tr>
<td style="width: 100px;">Tez</td>
<td>&#8220;<em>Internet Security Gateways and the Applications</em>&#8220;, 2008</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Tezin çok büyük bir kısmı <a href="http://www.sans.org/">SANS Enstitüsü</a>&#8216;nün <a href="http://www.sans.org/reading_room/">Bilgi Güvenliği notların</a>dan bire bir alınmış kısımlardan oluşuyor. Örnek bir sayfa aşağıdaki gibi:</p>
<table style="width: 800px; text-align: center;">
<tbody>
<tr>
<td><a href="http://subjektif.org/wp-content/gallery/tezler/oguz_02.png" target="_blank"><img alt="" src="http://subjektif.org/wp-content/gallery/tezler/thumbs/thumbs_oguz_02.png" border="0" /></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Aşağıdaki ekran görüntüsünde ise, tez içerisinde SANS&#8217;ın güvenlik notlarından bire bir alınmış kısımları renklendirilmiş olarak görüyorsunuz. Her bir renk bir kaynaktan yapılan bire-bir alıntıların nerede başlayıp nerede bittiğini gösteriyor. Tezin neredeyse tamamı bu kaynakların peşi sıra eklenmesi ile ortaya çıkmış:</p>
<table style="width: 800px; text-align: center;">
<tbody>
<tr>
<td><a href="http://subjektif.org/wp-content/gallery/tezler/oguz_01.png" target="_blank"><img alt="" src="http://subjektif.org/wp-content/gallery/tezler/thumbs/thumbs_oguz_01.png" border="0" /></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>İşin trajikomik tarafı, SANS&#8217;ın her belgesinin sonunda aşağıdaki legal notun yer alıyor olması:</p>
<blockquote><p>&#8220;This paper is from the SANS Institute Reading Room site. Reposting is not permitted without express written permission&#8221;.</p></blockquote>
<p>Yukarıdaki metin aşağı yukarı şöyle diyor:</p>
<blockquote><p>&#8220;Bu makale SANS Enstitüsü&#8217;nün Okuma Odası sitesinden. Kesin yazılı izin olmaksızın tekrar yayınlanması yasaktır&#8221;.</p></blockquote>
<p>Fakat bu tez YÖK&#8217;e teslim edildiği için bu teze erişim her Türkiye vatandaşının en tabiî hakkı; yani bu tez içindeki makaleleri dilediğiniz gibi kopyalayıp, dilediğiniz şekilde dağıtabilirsiniz.</p>
<p>Dr. Okatan&#8217;ın nasıl bir motivasyonla bu tezi imzaladığını bilmiyorum.</p>
<p>Fakat sebep olduğu fikri mülkiyet probleminin SANS Enstitüsü avukatlarının hoşuna gideceğini sanmıyorum. Dr. Okatan tezi bu haliyle imzalayarak sadece öğrencisine büyük bir zarar vermekle kalmıyor, bu teze kütüphanesinde yer vermek zorunda olan Haliç Üniversitesi&#8217;ni de çok büyük bir finansal risk ile karşı karşıya bırakıyor.</p>
<h2><span id="Danman_Dr_Ali_Okatan_Baheehir_niversitesi-13">Danışman: Dr. Ali Okatan, Bahçeşehir Üniversitesi</span></h2>
<p>Dr. Okatan&#8217;ın danışmanlığını yaptığı, akademik gelenek hipotezini destekleyen bir diğer tez:</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td>Üniversite</td>
<td><strong>Bahçeşehir Üniversitesi</strong></td>
</tr>
<tr>
<td>Tez Sahibi</td>
<td>Çağatay Akpolat</td>
</tr>
<tr>
<td>Tez Danışmanı</td>
<td><strong>Dr. Ali Okatan</strong></td>
</tr>
<tr>
<td>Tez Komitesi</td>
<td>Dr. Ali Okatan, Dr. Adem Karahoca, Dr. Levent Eren</td>
</tr>
<tr>
<td style="width: 100px;">Tez</td>
<td>&#8220;<em>Fingerprint Recognition by Using Cosine Transform</em>&#8220;, 2004</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Akpolat&#8217;ın tamamı başka çalışmalardan bire-bir alıntılarla derlenmiş tezinin büyük bir kısmı <a href="http://biometrics.cse.msu.edu/Publications/Thesis/SalilPrabhakar_FpMatchingFilterbank_PhD01.pdf">Salil Prabhakar tarafından Michigan State Üniversitesi&#8217;ne verilmiş doktora tezi</a>nden. Bir kısmı aşağıdaki gibi:</p>
<table style="width: 800px; text-align: center;">
<tbody>
<tr>
<td><a href="http://subjektif.org/wp-content/gallery/tezler/akpolat_01.png" target="_blank"><img alt="" src="http://subjektif.org/wp-content/gallery/tezler/thumbs/thumbs_akpolat_01.png" border="0" /></a></td>
<td><a href="http://subjektif.org/wp-content/gallery/tezler/akpolat_02.png" target="_blank"><img alt="" src="http://subjektif.org/wp-content/gallery/tezler/thumbs/thumbs_akpolat_02.png" border="0" /></a></td>
<td><a href="http://subjektif.org/wp-content/gallery/tezler/akpolat_03.png" target="_blank"><img alt="" src="http://subjektif.org/wp-content/gallery/tezler/thumbs/thumbs_akpolat_03.png" border="0" /></a></td>
<td><a href="http://subjektif.org/wp-content/gallery/tezler/akpolat_04.png" target="_blank"><img alt="" src="http://subjektif.org/wp-content/gallery/tezler/thumbs/thumbs_akpolat_04.png" border="0" /></a></td>
<td><a href="http://subjektif.org/wp-content/gallery/tezler/akpolat_05.png" target="_blank"><img alt="" src="http://subjektif.org/wp-content/gallery/tezler/thumbs/thumbs_akpolat_05.png" border="0" /></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Akpolat&#8217;ın tezinin bir kalan kısmının bir bölümü de <a href="http://www.ece.cmu.edu/~ee551/Old_projects/projects/s99_19/finalreport.html">Carnegie Mellon Üniversitesi&#8217;ndeki birkaç öğrencinin parmak izi tanıma üzerine hazırladığı ödevden</a> geliyor. Aşağıda yer alan ekran görüntüsü, Dr. Okatan&#8217;ın Akpolat&#8217;ın tezindeki problemlerden haberdar olmamasının neden mümkün olmadığını gösteriyor:</p>
<table style="width: 800px; text-align: center;">
<tbody>
<tr>
<td><a href="http://subjektif.org/wp-content/gallery/tezler/akpolat_06.png" target="_blank"><img alt="" src="http://subjektif.org/wp-content/gallery/tezler/thumbs/thumbs_akpolat_06.png" border="0" /></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Yukarıdaki yüksek lisans tezi ile Bahçeşehir Üniversitesi&#8217;nden mezun olan, 6 yayınından 4 tanesini <a href="http://meren.org/blog/imece-usulu-bilim-cinayeti-konferanslari/">buradaki</a> yazımın ardından kapanan IKS&#8217;nin Çanakkale&#8217;de düzenlediği, ve <a href="http://meren.org/tmp/okatan-bingol-senyucel.pdf">bu tip içler acısı makalelerin</a> yayınlandığı &#8220;International Conference on Intelligent Knowledge Systems&#8221; konferansında Dr. Okatan ile beraber yapan Çağatay Akpolat, şu anda <a href="http://beykoz.edu.tr/">Beykoz Lojistik Meslek Yüksek Okulu</a>&#8216;nda Öğretim Görevlisi, ve <a href="http://beykoz.edu.tr/files/cagatay_akpolat.pdf">burada rastladığım</a> (<a href="http://subjektif.org/wp-content/gallery/tezler/akpolat_06.pdf">yerel</a>) özgeçmişine göre İstanbul Üniversitesi&#8217;nde doktora öğrencisi. Akpolat&#8217;ın Dr. Okatan ile çalışmış olmasının kendisi için bir talihsizlik olduğunu düşünüyorum. Öğrencilerini emanet ettiği kişilerin doğruluğundan sorumlu olan Bahçeşehir Üniversitesi&#8217;nin de bu talihsizlikte büyük payı var.</p>
<p>Bu yazı yazıldığı sırada <a href="http://www.karatay.edu.tr/ceweb/index.php?page=academic_staff">Karatay Ünivesitesi&#8217;nin Bilgisayar Mühendisliği Bölümü&#8217;nde</a> çalışan Ali Okatan&#8217;ın yönettiği ve etik açıdan son derece problemli tezler ile ilgili bilgilendirilen Karatay Üniversitesi rektörü Ömer Torlak&#8217;ın e-posta ile verdiği yanıttaki kayda değer noktalar şöyle:</p>
<ul>
<li><em>Danışmanın dikkatli olması gerekliliğine rağmen tezin asıl sorumluluğu yazarına aittir</em>.</li>
<li><em>Ali Okatan hakkında bir işlem yapmam mümkün olamaz</em>.</li>
</ul>
<p>Özetle Karatay Üniversitesi&#8217;nin bu konudaki tutumu öğrenciyi suçlamak ve kadrolu akademisyeni ile ilgili bir işlem yapmamak yönünde.</p>
<p>Yasama ve yürütme ile ilgili problemlere yazının ilerleyen kısımlarında değineceğim. Her ne kadar otoritenin kontrolünde bir denetim mekanizmasının yanlışlığına inanıyor ve bilim kurumlarının mümkün oduğunca özerk olması gerektiğine inanıyor olsam da Karatay Üniversitesi, üniversitelerin neden bu problemleri kendi içlerinde çözmekten aciz olduğunun bir göstergesi.</p>
<p>Özetle durum &#8220;<em>isteyen akademisyen istediği kadar öğrenci ile neredeyse tamamı çalıntı tezler hazırlayabilir, yönettiği tezler sayesinde elde ettiği akademik puanlar ve maddi gelirin sefasını sürebilir, ama velev ki öğrenciler yakalanacak olursa öğrencilerin başı yanar, hasbelkader yakalanmazlarsa da yuvarlanır gideriz</em>&#8221; noktasında. Nasıl yuvarlanıp gittiğimiz ise ortada.</p>
<h2><span id="Danman_Dr_smail_Naci_Cangl_Uluda_niversitesi_Balkesir_niversitesi-14">Danışman: Dr. İsmail Naci Cangül, Uludağ Üniversitesi / Balıkesir Üniversitesi</span></h2>
<p>Aynı danışmanın farklı öğrencilerinin çok benzer doktora tezleri ile mezun olmasına göz yummasının çok sık yaşanan bir hadise olduğundan şüpheleniyorum.</p>
<p>Aynı danışman hocanın imza attığı iki doktora tezinden birisi şöyle:</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td>Üniversite</td>
<td><strong>Uludağ Üniversitesi</strong></td>
</tr>
<tr>
<td>Tez Sahibi</td>
<td>Gökhan Soydan</td>
</tr>
<tr>
<td>Tez Danışmanı</td>
<td><strong>Dr. İsmail Naci Cangül</strong></td>
</tr>
<tr>
<td>Tez Komitesi</td>
<td>Dr. İsmail Naci Cangül, (diğer isimler tezde yer almıyor)</td>
</tr>
<tr>
<td style="width: 100px;">Tez</td>
<td>&#8220;<em>Sonlu Cisimler Üzerinde Bachet Eliptik Eğrileri</em>&#8220;, 2009</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Diğer doktora tezi ise şöyle:</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td>Üniversite</td>
<td><strong>Balıkesir Üniversitesi</strong></td>
</tr>
<tr>
<td>Tez Sahibi</td>
<td>Nazlı Yıldız İkikardeş</td>
</tr>
<tr>
<td>Tez Danışmanı</td>
<td><strong>Dr. İsmail Naci Cangül</strong></td>
</tr>
<tr>
<td>Tez Komitesi</td>
<td>Dr. İsmail Naci Cangül, Dr. Osman Bizim, Dr. Ahmet Sinan Çevik, Dr. Setenay Doğan, Dr. Recep Şahin</td>
</tr>
<tr>
<td style="width: 100px;">Tez</td>
<td>&#8220;<em>Sonlu Cisimler Üzerinde Frey Eliptik Eğrileri</em>&#8220;, 2009</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Tez başlıklarının birbirinden sadece tek bir kelime ile ayrılıyor oluşu, tezlerin kalan kısımlarına da yansımış durumda:</p>
<table style="width: 800px; text-align: center;">
<tbody>
<tr>
<td><a href="http://subjektif.org/wp-content/gallery/tezler/soydan_01.png" target="_blank"><img alt="" src="http://subjektif.org/wp-content/gallery/tezler/thumbs/thumbs_soydan_01.png" border="0" /></a></td>
<td><a href="http://subjektif.org/wp-content/gallery/tezler/soydan_02.png" target="_blank"><img alt="" src="http://subjektif.org/wp-content/gallery/tezler/thumbs/thumbs_soydan_02.png" border="0" /></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Çok büyük bir kısmı bu şekilde ilerleyen tezlerin sonunda yer alan kaynak kodlar da birbirinin aynısı:</p>
<table style="width: 800px; text-align: center;">
<tbody>
<tr>
<td><a href="http://subjektif.org/wp-content/gallery/tezler/soydan_03.png" target="_blank"><img alt="" src="http://subjektif.org/wp-content/gallery/tezler/thumbs/thumbs_soydan_03.png" border="0" /></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Hatta kopyalama/yapıştırma işlemi esnasında esnasında kaynak kodun yapısı bozulmuş (aşağıdaki ekran görüntüsü). Sağdaki kodun bu haliyle çalıştırılması, dolayısıyla tezde iddia edilen sonuçların tekrarlanması mümkün değil. 5 kişilik tez komitesinin böylesi yapısal bir problemi fark etmemiş olmaları dikkat çekici:</p>
<table style="width: 800px; text-align: center;">
<tbody>
<tr>
<td><a href="http://subjektif.org/wp-content/gallery/tezler/soydan_04.png" target="_blank"><img alt="" src="http://subjektif.org/wp-content/gallery/tezler/thumbs/thumbs_soydan_04.png" border="0" /></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Ek olarak bu iki teze dair problemleri irdeleyen bir rapora da buradan ulaşabilirsiniz: <a href="http://subjektif.org/wp-content/gallery/tezler/soydan_05.pdf">Anonim değerlendirme raporu [PDF]</a>.</p>
<p>İki tezin de danışmanlığını yaptığı için iki tez arasındaki benzerliklerden haberdar olması gereken Dr. Cangül&#8217;ün öğrencilerini bu tezlerle mezun etmesi büyük bir talihsizlik.</p>
<h2><span id="Danman_Dr_Erdem_Uar_Trakya_niversitesi-15">Danışman: Dr. Erdem Uçar, Trakya Üniversitesi</span></h2>
<p>Yukarıdaki örüntü Türkiye&#8217;nin gri literatüründe kendisine tahmin edebileceğinizden daha sık yer buluyor. Farklı bir danışman ve farklı bir üniversiteden benzer bir örnek. Bir yıl arayla yayınlanan tezlerden ilki bir yüksek lisans tezi:</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td>Üniversite</td>
<td><strong>Trakya Üniversitesi</strong></td>
</tr>
<tr>
<td>Tez Sahibi</td>
<td>Fatih Aydın</td>
</tr>
<tr>
<td>Tez Danışmanı</td>
<td><strong>Dr. Erdem Uçar</strong></td>
</tr>
<tr>
<td>Tez Komitesi</td>
<td>Dr. Erdem Uçar, Dr. Yılmaz Çan, Dr. Deniz Taşkın</td>
</tr>
<tr>
<td style="width: 100px;">Tez</td>
<td>&#8220;<em>Kalp Ritim Bozukluğu Olan Hastaların Tedavi Süreçlerini Desteklemek Amaçlı Makine Öğrenmesine Dayalı Bir Sistemin Geliştirilmesi</em>&#8220;, 2011</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Yukarıdaki tezden bir yıl sonra yayınlanan doktora tezi ise şöyle:</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td>Üniversite</td>
<td><strong>Trakya Üniversitesi</strong></td>
</tr>
<tr>
<td>Tez Sahibi</td>
<td>Adnan Fatih Kocamaz</td>
</tr>
<tr>
<td>Tez Danışmanı</td>
<td><strong>Dr. Erdem Uçar</strong></td>
</tr>
<tr>
<td>Tez Komitesi</td>
<td>Dr. Erdem Uçar, Dr. Levent Öztürk, Dr. H. Hüseyin Balık, Dr. Yılmaz Kılıçaslan, Dr. Tahir Altınbalık</td>
</tr>
<tr>
<td style="width: 100px;">Tez</td>
<td>&#8220;<em>Makine Öğrenmesi Tabanlı Bir Uzman Sistem Tasarımı</em>&#8220;, 2012</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>İki tezin de ciddi bir kısmı birbiri ile aynı:</p>
<table style="width: 800px; text-align: center;">
<tbody>
<tr>
<td><a href="http://subjektif.org/wp-content/gallery/tezler/kocamaz_01.png" target="_blank"><img alt="" src="http://subjektif.org/wp-content/gallery/tezler/thumbs/thumbs_kocamaz_01.png" border="0" /></a></td>
<td><a href="http://subjektif.org/wp-content/gallery/tezler/kocamaz_02.png" target="_blank"><img alt="" src="http://subjektif.org/wp-content/gallery/tezler/thumbs/thumbs_kocamaz_02.png" border="0" /></a></td>
<td><a href="http://subjektif.org/wp-content/gallery/tezler/kocamaz_03.png" target="_blank"><img alt="" src="http://subjektif.org/wp-content/gallery/tezler/thumbs/thumbs_kocamaz_03.png" border="0" /></a></td>
<td><a href="http://subjektif.org/wp-content/gallery/tezler/kocamaz_04.png" target="_blank"><img alt="" src="http://subjektif.org/wp-content/gallery/tezler/thumbs/thumbs_kocamaz_04.png" border="0" /></a></td>
<td><a href="http://subjektif.org/wp-content/gallery/tezler/kocamaz_05.png" target="_blank"><img alt="" src="http://subjektif.org/wp-content/gallery/tezler/thumbs/thumbs_kocamaz_05.png" border="0" /></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>İki tezin de danışmanı olan Dr. Uçar aynı zamanda iki komitede de yer alan tek isim.</p>
<h2><span id="Danman_Dr_Cevdet_Emin_Ekinci_Frat_niversitesi-16">Danışman: Dr. Cevdet Emin Ekinci, Fırat Üniversitesi</span></h2>
<p>Bu örüntüye Dr. Cevdet Emin Ekinci&#8217;nin imza attığı iki tez ile son vermek istiyorum. Dr. Ekinci&#8217;yi tüm uluslararası yayınlarını kendisinin editörü olduğu bir dergide basmış olması ile tanımıştık (detaylar <a href="http://meren.org/blog/turkiyenin-akademik-problemleri-nasil-cozulur/">bu</a> yazıda, özet figür ise <a href="http://meren.org/tmp/ici/ekinci.png">burada</a>). Dr. Ekinci&#8217;nin yönettiği tezlerden ilki şöyle:</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td>Üniversite</td>
<td><strong>Fırat Üniversitesi</strong></td>
</tr>
<tr>
<td>Tez Sahibi</td>
<td>Atilla Taşdemir</td>
</tr>
<tr>
<td>Tez Danışmanı</td>
<td><strong>Dr. Cevdet Emin Ekinci</strong></td>
</tr>
<tr>
<td>Tez Komitesi</td>
<td>Dr. Cevdet Emin Ekinci, Dr. Zülfü Çınar Ulucan, Dr. Ömer Keleşoğlu</td>
</tr>
<tr>
<td style="width: 100px;">Tez</td>
<td>&#8220;<em>Enjeksiyon Yöntemiyle Üretilen Kristal Yapılı Ferrokrom Cürufu Katkılı Betonların Fiziksel Özelliklerinin Araştırılması</em>&#8220;, 2006</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Diğer tez ise aşağıdaki gibi:</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td>Üniversite</td>
<td><strong>Fırat Üniversitesi</strong></td>
</tr>
<tr>
<td>Tez Sahibi</td>
<td>Mustafa Erşimşek</td>
</tr>
<tr>
<td>Tez Danışmanı</td>
<td><strong>Dr. Cevdet Emin Ekinci</strong></td>
</tr>
<tr>
<td>Tez Komitesi</td>
<td>Dr. Cevdet Emin Ekinci, Dr. Ragıp İnce, Dr. Ömer Keleşoğlu</td>
</tr>
<tr>
<td style="width: 100px;">Tez</td>
<td>&#8220;<em>Enjeksiyon Yöntemiyle Üretilen Granüle Yapılı Ferrokrom Cürufu Katkılı Betonların Fiziksel Özelliklerinin Araştırılması</em>&#8220;, 2006</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Aynı sene yayınlanan tezler birbirlerine teşekkür ederek başlıyor. İki tezden birisi kristal yapılı ferrokrom, diğeri ise granüle yapılı ferrokrom ile ilgileniyor. Bu kelimeler dışında kalan kısımları tamamen aynı olan tezlerden birkaç görüntü şöyle:</p>
<table style="width: 800px; text-align: center;">
<tbody>
<tr>
<td><a href="http://subjektif.org/wp-content/gallery/tezler/ersimsek_01.png" target="_blank"><img alt="" src="http://subjektif.org/wp-content/gallery/tezler/thumbs/thumbs_ersimsek_01.png" border="0" /></a></td>
<td><a href="http://subjektif.org/wp-content/gallery/tezler/ersimsek_02.png" target="_blank"><img alt="" src="http://subjektif.org/wp-content/gallery/tezler/thumbs/thumbs_ersimsek_02.png" border="0" /></a></td>
<td><a href="http://subjektif.org/wp-content/gallery/tezler/ersimsek_03.png" target="_blank"><img alt="" src="http://subjektif.org/wp-content/gallery/tezler/thumbs/thumbs_ersimsek_03.png" border="0" /></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Başta tezlerin minimal farklılığına özen gösterilirken sonlara yaklaştıkça fotoğraflar bile aynılaşıyor:</p>
<table style="width: 800px; text-align: center;">
<tbody>
<tr>
<td><a href="http://subjektif.org/wp-content/gallery/tezler/ersimsek_04.png" target="_blank"><img style="border: 0px;" alt="" src="http://subjektif.org/wp-content/gallery/tezler/thumbs/thumbs_ersimsek_04.png" width="100" height="75" border="0" /></a></td>
<td><a href="http://subjektif.org/wp-content/gallery/tezler/ersimsek_05.png" target="_blank"><img style="border: 0px;" alt="" src="http://subjektif.org/wp-content/gallery/tezler/thumbs/thumbs_ersimsek_05.png" width="100" height="75" border="0" /></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Bu noktada iki komitede de yer alan Dr. Ekinci ve Dr. Ömer Keleşoğlu&#8217;na tek eleştirim tezlerin sonlarına doğru fotoğrafları değiştirmeye dahi gerek görmeyen öğrencilerini uyarmamış olmaları. Gerisi için söyleyecek bir söz bulamıyorum.</p>
<p>Dr. Ekinci örneği de dahil olmak üzere burada yer verdiğim tezleri onaylayan danışmanlar ve tez komiteleri samimi bir şekilde yaptıkları şeyin uzun vadede ne tür problemlere yol açtığını görmekten aciz olabilirler. Fakat bu yeni nesli kendi etik anlayışları ve vizyonlarına sıkıştırıyor oldukları gerçeğini değiştirmiyor.</p>
<p>Tüm bunların bedelini ise, hem mecazi hem de kelimenin sözlük anlamı ile, Türkiye ödüyor.</p>
<h1><span id="Trkiye8217de_Yaynlanm_Tezlere_Ulamak_Zor-17">Türkiye&#8217;de Yayınlanmış Tezlere Ulaşmak Zor</span></h1>
<p>Yayınlanan tezlerin bu tezlerden bir çıkarı olmayan kişilerce muntazam bir şekilde incelenmesi, literatürün kopya ve intihalden arındırılması ve bu tezleri yöneten ya da teslim eden kişilerin kazandıkları akademik ünvanların geçerliliğinin yeniden değerlendirilebilmesi açısından çok önemli.</p>
<p>Fakat Türkiye&#8217;de yayınlanan tezlere erişmenin önünde çeşitli engeller var. Bu engellerin kime hizmet ettiği, tez arşivlerini yönetmekle sorumlu olan YÖK&#8217;ün ve kütüphanelerde bir kopyası bulundurulması gereken tezlere erişimde problem çıkaran üniversitelerin yanıtlaması gereken bir soru.</p>
<p>Konuya Türkiye&#8217;deki akademik problemler üzerine sık sık yazan araştırmacı <a href="http://istifhanem.com/">Emrah Göker</a>&#8216;in bu yazı için kaleme aldığı bir özet ile başlamak istiyorum. Bu özet, bu kısımdaki alt başlıklar anlaşılmasını da kolaylaştıracağı için önemli:</p>
<blockquote><p>YÖK&#8217;ün birkaç yıldır kullanıma açtığı &#8221;<a href="http://tez2.yok.gov.tr/" target="_blank">Ulusal Tez Merkezi</a>&#8220; portalı, dijital ortamda, Türkiye üniversitelerinde hazırlanmış yüksek lisans ve doktora tezlerine erişim için çok önemli bir hizmet oldu. Ne var ki bu web sitesinden tezlerin kısıtlı bir bölümüne erişilebiliyor. Tez yazarları izin formunda erişime kısıtlarlarsa, tezleri okumak mümkün olmuyor. İkinci alternatif, tezlere, savunulduğu üniversitelerde, kütüphaneler aracılığıyla ulaşmak. Burada da üniversiteden üniversiteye değişen uygulamalar var. Bazı yerlerde, yazar izin vermemişse kütüphane erişimi de mümkün olmuyor; bazı yerlerde ise keyfi biçimde tezler kütüphanenin katalog yönetiminden koparılıp, fakülte veya enstitü bünyesinde, erişime kapatılan odalarda depolanıyor.</p>
<p>Yüksek lisans/doktora tezlerinin ancak yazarın izniyle kamusal erişime ve çoğaltmaya açılmasında, kağıt üzerinde, yanlış bir şey yok. Bunun, hangi bilimsel ve hukuki gerekçelerle yapıldığını kayda geçirmekle ilgili bir sorun var. Örneğin ABD&#8217;de tezlerin UMI/ProQuest Electronic Theses and Dissertations sistemine girmesi için yazarlara imzalatılan onay formunda erişimle ilgili üç seçenek var: (1) tüm dünyanın erişimine açma; (2) 5 yıl boyunca sadece tezin yazıldığı üniversitede, veya üniversitelerarası ödünç verme ile erişime açma &#8212; ki yazar neden bu kısıtlamayı talep ettiğinin formda açıklamak zorunda, açıklaması reddedilebiliyor; 5 yıl sonunda çalışma tüm dünyanın erişimine açılıyor; (3) patent nedeniyle çalışmaya erişimi tamamen 1 yıl boyunca kapatma &#8211;ki bunun için de ek bir belgeleme gerekiyor ve 1 yılın sonra erişim ilk iki seçenekten birinde mümkün oluyor. Her öğrenci, kendi kurumunda savunmasını başarıyla yaptıktan ve tez kurulu imzalarını topladıktan sonra bu formu doldurmak zorunda.</p>
<p>Bizde ise YÖK&#8217;ün istediği &#8220;Tezlerin Çoğaltılması ve Yayımı İçin İzin Belgesi&#8221;, kişiden herhangi bir gerekçe talep etmeden, tezin en fazla 3 yıl erişime kapatılmasına izin veriyor. 2006 öncesi tezler için erişim ise, ancak yazar formu doldurup izni verdiyse açılıyor, yoksa YÖK herhangi bir işlem yapmıyor. Fotokopi hizmeti de durdurulduğu için, 2006 öncesi tezlerde yazar kendi girişimiyle formu YÖK&#8217;e göndermemişse tek şansınız tezin savunulduğu üniversiteye gidip dedektiflik yapmak. İki örnek verelim: Ulusal Tez Merkezi portalında Sosyoloji disiplininde en erken rastlanan doktora tezi 1985 yılından. 2005&#8242;e kadar, bu yıl dahil, 409 tez geçmiş. En erkeni 1990&#8242;da olmak üzere bunların sadece 41&#8242;inin (% 10) dijital kopyasını indirebiliyoruz. 2006&#8242;dan başlayarak &#8220;en fazla 3 yıl kısıtlama&#8221; kuralı Sosyoloji için erişimi olumlu yönde etkilemiş: 2006-2012 arası onaylanan 438 tezin sadece 10 tanesine erişilemiyor. Tüm disiplinlerde tezlere dijital erişim, 2006&#8242;dan bugüne düzeliyor diyebiliriz. Ancak toplamda bakarsak, dijital yayın izni olmayan 2006 öncesi tezler için araştırmacılar üniversitelere mahkum, ve üniversitelerin YÖK gibi standart erişim uygulamaları yok.</p></blockquote>
<p>&nbsp;</p>
<h2><span id="Tezlere_Eriim_Glne_Dair_Gncel_Bir_rnek-18">Tezlere Erişim Güçlüğüne Dair Güncel Bir Örnek</span></h2>
<p>Yukarıda bahsedilen erişim güçlüklerinin pratikte nasıl sonuçlar doğurduğuna bir örnek vermek istiyorum.</p>
<p>Aşağıdaki ekran görüntüleri Dr. Halil İbrahim Dursun&#8217;un (Aksaray Üniversitesi), Dr. Ziya Burhanettin Güvenç (Çankaya Üniversitesi (2011 itibarı ile Çankaya Üniversitesi rektörü kendisi)) ve Dr. Ergün Kasap (Gazi Üniversitesi) ile 2009 yılında kaleme aldığı makaleden. Makale, yayınlandığı derginden birkaç ay önce çıkarıldı. Son ekran görüntüsünde derginin olaya dair yaptığı utanç verici duyuruyu görebilirsiniz:</p>
<table style="width: 800px; text-align: center;">
<tbody>
<tr>
<td><a href="http://subjektif.org/wp-content/gallery/tezler/dursun_01.png" target="_blank"><img alt="" src="http://subjektif.org/wp-content/gallery/tezler/thumbs/thumbs_dursun_01.png" border="0" /></a></td>
<td><a href="http://subjektif.org/wp-content/gallery/tezler/dursun_02.png" target="_blank"><img alt="" src="http://subjektif.org/wp-content/gallery/tezler/thumbs/thumbs_dursun_02.png" border="0" /></a></td>
<td><a href="http://subjektif.org/wp-content/gallery/tezler/dursun_03.png" target="_blank"><img alt="" src="http://subjektif.org/wp-content/gallery/tezler/thumbs/thumbs_dursun_03.png" border="0" /></a></td>
<td><a href="http://subjektif.org/wp-content/gallery/tezler/dursun_04.png" target="_blank"><img alt="" src="http://subjektif.org/wp-content/gallery/tezler/thumbs/thumbs_dursun_04.png" border="0" /></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Özet kısmından sonuç kısmına kadar diğer makalenin aynı olan bu yayının yazarı Dr. Halil İbrahim Dursun <a href="http://fizik.aksaray.edu.tr/?page_id=21">Aksaray Üniversitesi Fizik bölümü</a>nde Yardımcı Doçent kadrosu ile akademik hayatına devam ediyor.</p>
<p>Dr. Dursun doktorasını Gazi Üniversitesi&#8217;nde, yukarıdaki makalenin de yazarlarından olan Dr. Ergün Kasap danışmanlığında yapmış. Dr. Kasap&#8217;ın, Dr. Dursun ile gerçekleştirdiği bu intihalden yola çıkarak Dr. Dursun&#8217;un Dr. Kasap danışmanlığında hazırladığı doktora tezinde de benzer bir problemin olup olmadığını merak etmek her vatandaş için bir hak, ve bana kalırsa her bilim insanı için neredeyse bir sorumluluk.</p>
<p>YÖK&#8217;ün tez arşivine bağlanarak Dr. Dursun&#8217;un <a href="http://tez2.yok.gov.tr/tezvt/liste.php?-tur=ayrintili&amp;-skip=0&amp;-max=10&amp;AdSoyad==Halil%20%C4%B0brahim%20Dursun">tez bilgilerine ulaşmak mümkün</a>. Bununla beraber YÖK, teze &#8220;<em>çoğaltma ve yayım için izin belgesi</em>&#8221; olmadığından ötürü erişim izni vermiyor.</p>
<table style="width: 800px; text-align: center;">
<tbody>
<tr>
<td><img alt="" src="http://subjektif.org/wp-content/gallery/tezler/dursun_05.png" border="0" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Devlet üniversitelerinde yazılan doktora tezlerinin sahipleri, bu tezlerde kullanılan verilerin elde edilmesi için yapılan araştırmalar ve doktora tezlerini yöneten danışmanların masrafları neredeyse tamamen devlet tarafından, yani halktan alınan vergiler ile finanse edilirken, yine bir devlet kurumu olan YÖK&#8217;ün 2004 yılında yazılmış bir doktora tezine erişimi güçleştirmesine makul bir gerekçe bulmak çok güç.</p>
<p>Fakat netice olarak Dr. Dursun&#8217;un doktora tezine YÖK üzerinden erişmek mümkün değil.</p>
<h2><span id="niversite_Ktphanelerinin_Keyfi_Dzenlemeleri_Tezlere_Eriimi_Zorlatryor-19">Üniversite Kütüphanelerinin Keyfi Düzenlemeleri Tezlere Erişimi Zorlaştırıyor</span></h2>
<p>YÖK&#8217;te erişim izni olmayan bir teze erişim için diğer alternatif, teslim edildiği üniversitenin kütüphanesine giderek tezin bir kopyasını edinmek. Zira üniversite kütüphaneleri üniversite bünyesinde hazırlanan tezlerin bir kopyasını bulundurmak zorunda.</p>
<p>Dr. Dursun&#8217;un tezine erişmek için sosyal medyada yaptığım çağrılar üzerine imkânı olan birden fazla gönüllü Gazi Üniversitesi kütüphanesine giderek doktora tezinin bir kopyasını edinmek için girişimde bulundu.</p>
<p>Lâkin bu girişimler Gazi Üniversitesi kütüphanesi tezi vermeye yanaşmadığı için başarısızlıkla sonuçlandı. Sonuç olarak Dr. Dursun&#8217;un tezine ulaşmak mümkün olmadı. Bu elbette Dr. Dursun&#8217;un tezinde etik bir problem olduğu anlamına gelmiyor. Fakat kamuya ait olması beklenen çalışmalara kamunun erişiminin, &#8216;üniversitenin adının lekelenmesinden korkan&#8217; kişilerin inisiyatifine bırakıldığı bir durumda benzeri girişimlerden bu tip sonuçlar almak şaşırtıcı olmasa gerek.</p>
<p>Yardım talebine yanıt verip Gazi Üniversitesi kütüphanesine gidenlerden anonim bir akademisyenin gönderdiği mesajın aşağıdaki kısmının konunun netleşmesine yardımcı olacağına inanıyorum:</p>
<blockquote><p>Gazi Kütüphanesi&#8217;ne gittim ve tezi incelemek ve bazı bölümlerin fotokopisini almak istediğimi söyledim. Görevli memur, derin bir sessizlikten sonra, şu an için bu tezi alamayacağımı belirtti. &#8220;Neden&#8221; diye sordum. Beni tatmin etmeyen bir açıklama getirdi: &#8220;Tezleri dijital ortama aktarma çalışmaları yapıyoruz. Bu yüzden istediğiniz tezi veremeyiz&#8221;. &#8220;Aktarma işi ne zaman biter ve bittikten sonra alabilir miyim?&#8221; dedim. Beni sorguya çekti. &#8220;Araştırmacı mısınız?&#8221;, &#8220;Hangi alanda araştırma yapıyorsunuz?&#8221;, v.b&#8230; Anladım ki tezi alabilmek için başka yollara başvurmam gerekecek.</p></blockquote>
<p>Aynı anonim hocadan birkaç ay sonra aldığım nihai yanıt ise şöyle idi:</p>
<blockquote><p>Araya koyduğum aracı insanlar da (o üniversitede okuyan lisans ve yüksek lisans öğrencileri) teze ulaşamadılar (&#8230;) bu konuda size yardımcı olamadığım için üzgünüm.</p></blockquote>
<p>Benzeri hikayeleri Dr. Tansu Küçüköncü ve bu konulardaki tetkik çalışmalarına önem veren diğer anonim akademisyenlerden dinlemek de mümkün. YÖK üzerinden ulaşılamayan tezleri üniversite kütüphanelerinden temin etmek isteyenlerin karşılaştıkları problemler ve kütüphanelerden aldıkları yanıtların bana ulaşanlarından derlediğim bir özet şöyle:</p>
<ul>
<li><strong>Gazi Üniversitesi</strong>: &#8220;<em>Tez fotokopisi göndermiyoruz</em>. <em>Sadece kütüphane içinde belli bölümlerin fotokopisi alınabilir</em>&#8220;. Bunun da kütüphanecinin keyfine keder bir durum olduğunu yukarıdaki örnekte öğreniyoruz.</li>
<li><strong>Ankara Üniversitesi</strong>: &#8220;<em>Akademik tezler kütüphane dışına ödünç verilmez. Ancak tez danışmanı veya tezi hazırlayanın izni alınarak, tezin tamamından birim içinde fotokopi çekilmesine izin verilir</em>&#8220;.</li>
<li><strong>Celal Bayar Üniversitesi</strong>: &#8220;<em>Tez hizmeti vermiyoruz</em>&#8220;.</li>
<li><strong>İstanbul Üniversitesi</strong>: &#8220;<em>Tezlerin tamamının fotokopisini isterken, araştırma yapan kişi danışmanının adını ve okul adresini bildirmelidir. Öğrenci ise, Danışmanı yanında Okulu, Bölümü ve Okul numarası da yer almalıdır. Eğer, tez fotokopisi isteyen kişinin danışmanı yok ise, İ.Ü. Kütüphane ve Dokümantasyon Daire Başkanlığı’na, tezi ne amaçla kullanacağına dair bir dilekçe yazar. Tezin numarasını ve adını belirttiği dilekçeyi, ya kendisi teslim eder ya da faks ile iletir. İlgili şahsa banka hesap numarası, yatıracağı fotokopi + telif gideri (gönderme ücreti eklenmeden) bildirilir. Bildirilen gider, verilen banka hesabına yatırılıp dekontun kütüphanemize fakslanması (&#8230;)</em>&#8220;. Gereksiz bürokrasi böyle devam ediyor.</li>
<li><strong>Uludağ Üniversitesi</strong>: &#8220;<em>Üniversitemiz tezleri, içindekiler, kaynakça, özet ve tezin 20-25 sayfalık bölümünün fotokopisi olarak vermektedir</em>&#8220;.</li>
<li><strong>Erciyes Üniversitesi</strong>: &#8220;<em>Tezleri hiçbir şekilde ödünç ya da fotokopi olarak vermiyoruz. Sadece kütüphane içinde kullanmaya izin var</em>&#8220;.</li>
<li><strong>Ege Üniversitesi</strong>: &#8220;<em>Tez yazarı izin vermişse tamamını, eğer izin yoksa 1/3&#8242;ünü gönderiyoruz</em>&#8220;.</li>
<li><strong>İstanbul Teknik Üniversitesi</strong>: Tezlerin tamanını fotokopi olarak gönderiyorlar! [<em><strong>09/10/2012 itibarı ile güncelleme</strong>: İTÜ Kütüphane ve Dokümantasyon Başkanlığı bu ibare ile ilgili şöyle bir tekzip yazısı gönderdi: <a href="http://subjektif.org/wp-content/gallery/tezler/itu-tekzip.pdf">TEKZİP</a>.</em>]</li>
<li><strong>Balıkesir Üniversitesi</strong>: &#8220;<em>Tezleri ödünç vermiyoruz. Tezin fotokopisine izin veriliyor ise web sayfamızda PDF olarak erişimi bulunmaktadır</em>&#8220;.</li>
<li><strong>Niğde Üniversitesi</strong>: &#8220;<em>Tezleri ödünç vermiyoruz. Tezi yazan kişi &#8216;tezimi 3-5 yıl kimseye vermeyin&#8217; türünden bir ambargo koymadıysa tezin fotokopisini ya da PDF sürümünü isteyen kişiye gönderebiliyoruz</em>&#8220;.</li>
<li><strong>Çankaya Üniversitesi</strong>: Cevap yok.</li>
<li><strong>Hacettepe Üniversitesi</strong>: Cevap yok.</li>
<li>&#8230;</li>
</ul>
<p>Görüldüğü üzere üniversite kütüphaneleri birbiri ile ilgisi olmayan keyfi uygulamalarla tezlere erişimi dilediğince kısıtlayabiliyor ya da zorlaştırabiliyor.</p>
<p>Sonuç olarak <em>A</em> üniversitesine teslim edilmiş bir teze erişim mümkün ve nispeten kolay iken, <em>B</em> üniversitesine teslim edilmiş bir teze erişim pratik olarak imkansız olabiliyor. Aynı kaynaktan finanse edilen üniversitelerin bünyelerinde üretilen bilgiye bu tip keyfi kısıtlamalar getirmeleri kabul edilebilir değil.</p>
<p>Üniversitelerce bu konuda ortak bir düzenlemeye gidilmesi ve tezlere erişimin kolaylaştırılmasının Türkiye&#8217;de akademinin geleceği için çok zaruri olduğunu düşünüyorum. Nitekim tezlere erişimin kolay ve hızlı olduğu bir ortamda etik açıdan problemli tezlerin kısa sürede ortaya çıkması sağlanabilirken, etik açıdan problemli tezlere imza atan kişilerin akademik yetkinliklerinin yeniden gözden geçirilerek kendilerinin etik anlayışına sahip öğrenciler yetiştirmelerine mani olunabilir.</p>
<h2><span id="YK_Arivlerinde_Yaym_zni_Olmayan_Tez_Says_ok_Fazla-20">YÖK Arşivlerinde Yayım İzni Olmayan Tez Sayısı Çok Fazla</span></h2>
<p>Emrah Göker&#8217;in baştaki özetinde de değindiği gibi YÖK Tez Arşivi sayesinde 2006&#8242;dan sonraki tezlere erişmek nispeten mümkün. Fakat 2006&#8242;dan önce yayınlanmış tezler azımsanmayacak kadar fazla, ve hemen hepsi &#8216;<em>izinsiz</em>&#8216;.</p>
<p>Teoride, Türkiye&#8217;de bugüne kadar yayınlanmış 312,368 teze YÖK Tez Arşivi üzerinden erişilebiliyor. Fakat bunlardan 163,284 tanesi, yani tüm tezlerin %52.27&#8242;si, erişime kapalı olduğu için bu rakam önemini yitiriyor.</p>
<p>Aşağıdaki tabloyu YÖK Tez Arşivi&#8217;nden bu yazının yazıldığı tarihlerde elde ettiğim rakamlarla hazırladım. Tablo, YÖK Tez Arşivi&#8217;nde yer alan tezlerin geldiği üniversitelerden, &#8216;izinli tez / izinsiz tez&#8217; oranı en düşük ilk 30 üniversiteyi gösteriyor.</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td width="40%"><em>Üniversite</em></td>
<td style="width: 86pt;" width="15%"><em>İzinli Tez</em></td>
<td style="width: 105pt;" width="15%"><em>İzinsiz Tez</em></td>
<td style="width: 65pt;" width="15%"><em>Toplam Tez</em></td>
<td style="width: 98pt;" width="15%"><em>İzinsiz Yüzde</em></td>
</tr>
<tr>
<td>İstanbul Üniv.</td>
<td>8,371</td>
<td>16,501</td>
<td>24,872</td>
<td>%66.34</td>
</tr>
<tr>
<td>Hacettepe Üniv.</td>
<td>4,849</td>
<td>9,404</td>
<td>14,253</td>
<td>%65.98</td>
</tr>
<tr>
<td>Ankara Üniv.</td>
<td>7,555</td>
<td>13,774</td>
<td>21,329</td>
<td>%64.58</td>
</tr>
<tr>
<td>Orta Doğu Teknik Üniv.</td>
<td>5,785</td>
<td>10,391</td>
<td>16,176</td>
<td>%64.24</td>
</tr>
<tr>
<td>Uludağ Üniv.</td>
<td>2,176</td>
<td>3,657</td>
<td>5,833</td>
<td>%62.70</td>
</tr>
<tr>
<td>İstanbul Teknik Üniv.</td>
<td>5,416</td>
<td>9,072</td>
<td>14,488</td>
<td>%62.62</td>
</tr>
<tr>
<td>Ege Üniv.</td>
<td>4,807</td>
<td>7,930</td>
<td>12,737</td>
<td>%62.26</td>
</tr>
<tr>
<td>Bilkent Üniv.</td>
<td>1,483</td>
<td>1,948</td>
<td>3,431</td>
<td>%56.79</td>
</tr>
<tr>
<td>İnönü Üniv.</td>
<td>1,085</td>
<td>1,369</td>
<td>2,454</td>
<td>%55.80</td>
</tr>
<tr>
<td>Boğaziçi Üniv.</td>
<td>2,533</td>
<td>3,134</td>
<td>5,667</td>
<td>%55.31</td>
</tr>
<tr>
<td>Anadolu Üniv.</td>
<td>2,299</td>
<td>2,837</td>
<td>5,136</td>
<td>%55.24</td>
</tr>
<tr>
<td>Çukurova Üniv.</td>
<td>4,051</td>
<td>4,961</td>
<td>9,012</td>
<td>%55.05</td>
</tr>
<tr>
<td>Marmara Üniv.</td>
<td>9,422</td>
<td>11,538</td>
<td>20,960</td>
<td>%55.05</td>
</tr>
<tr>
<td>Atatürk Üniv.</td>
<td>3,414</td>
<td>4,073</td>
<td>7,487</td>
<td>%54.40</td>
</tr>
<tr>
<td>Gazi Üniv.</td>
<td>9,903</td>
<td>11,713</td>
<td>21,616</td>
<td>%54.18</td>
</tr>
<tr>
<td>Trakya Üniv.</td>
<td>1,780</td>
<td>2,022</td>
<td>3,802</td>
<td>%53.19</td>
</tr>
<tr>
<td>Cumhuriyet Üniv.</td>
<td>1,574</td>
<td>1,774</td>
<td>3,348</td>
<td>%53.00</td>
</tr>
<tr>
<td>Ondokuz Mayıs Üniv.</td>
<td>1,961</td>
<td>2,178</td>
<td>4,139</td>
<td>%52.63</td>
</tr>
<tr>
<td>Dicle Üniv.</td>
<td>1,128</td>
<td>1,238</td>
<td>2,366</td>
<td>%52.34</td>
</tr>
<tr>
<td>Dokuz Eylül Üniv.</td>
<td>5,743</td>
<td>6,191</td>
<td>11,934</td>
<td>%51.88</td>
</tr>
<tr>
<td>Yıldız Teknik Üniv.</td>
<td>3,300</td>
<td>3,467</td>
<td>6,767</td>
<td>%51.24</td>
</tr>
<tr>
<td>Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniv.</td>
<td>1,107</td>
<td>1,100</td>
<td>2,207</td>
<td>%49.86</td>
</tr>
<tr>
<td>Karadeniz Teknik Üniv.</td>
<td>2,337</td>
<td>2,319</td>
<td>4,656</td>
<td>%49.81</td>
</tr>
<tr>
<td>GATA</td>
<td>1,066</td>
<td>1,056</td>
<td>2,122</td>
<td>%49.78</td>
</tr>
<tr>
<td>Yüzüncü Yıl Üniv.</td>
<td>1,584</td>
<td>1,516</td>
<td>3,100</td>
<td>%48.91</td>
</tr>
<tr>
<td>Akdeniz Üniv.</td>
<td>837</td>
<td>785</td>
<td>1,622</td>
<td>%48.42</td>
</tr>
<tr>
<td>Erciyes Üniv.</td>
<td>2,808</td>
<td>2,333</td>
<td>5,141</td>
<td>%45.38</td>
</tr>
<tr>
<td>Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü</td>
<td>1,072</td>
<td>871</td>
<td>1,943</td>
<td>%44.85</td>
</tr>
<tr>
<td>Harran Üniv.</td>
<td>716</td>
<td>570</td>
<td>1,286</td>
<td>%44.35</td>
</tr>
<tr>
<td>Sakarya Üniv.</td>
<td>3,000</td>
<td>2,288</td>
<td>5,288</td>
<td>%43.27</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Köklü ve eski üniversiteler bünyesindeki tezlerin büyük çoğunluğunun erişime kapalı olması bir raslantı değil. Zira 2006 yılından önce yayınlanan tez sayısı, eski üniversitelerde yenilere nazaran çok daha fazla.</p>
<p>Tez Arşivi&#8217;nin şu anki durumu sağlıklı, kendi kendisini düzelten ve etik konularda otokontrolü dayatan bir akademi için kabul edilebilir değil. YÖK, kendisine teslim edilen tezlerin derhal erişime açılması için izin yönetmeliğinde düzenlemeye gitmeli, akademisyenler de kendi üzerilerine düşeni yaparak YÖK&#8217;ün bu mevzuyu gündemine almasını sağlamak üzere organize olmalı.</p>
<h1><span id="Trkiye8217de_Bilim_Hrszlna_Net_Tepkiler_Verilmiyor-21">Türkiye&#8217;de Bilim Hırsızlığına Net Tepkiler Verilmiyor</span></h1>
<p>Tezlere ulaşamıyor olmak büyük bir sorun. Bu sorunu bir koldan çözmek için çalışmaya başlamak şart. Fakat ulaşabildiğimiz durumlarda da verilen tepkiler ve alınan sonuçlar ne yazık ki gelişmiş toplumlardaki muadilleri kadar tatmin edici değil. Bu yüzden çabalar sürüncemede kalıyor, hukukun sirayet etmediği üniversitelerde etik konularda yapılan büyük ihlaller ört-bas ediliyor.</p>
<h2><span id="Avrupa8217daki_Duruma_Dair_Gncel_rnekler-22">Avrupa&#8217;daki Duruma Dair Güncel Örnekler</span></h2>
<p>Son aylarda Avrupa&#8217;nın gündemini meşgul eden intihal haberleri ve bu haberler karşısında toplumun takındığı tavır ilham verici. Bununla beraber Türkiye, intihali ciddi bir suç kapsamına alma konusunda ilerlemek bir yana, YÖK&#8217;ün yeni düzenlemeleri ile adeta geriye doğru gidiyor. Son zamanlarda Avrupa gündemini meşgul etmiş taze birkaç bilimsel hırsızlık hadisesini hatırlatmak isterim:</p>
<ul>
<li><strong>Karl-Theodor zu Guttenberg, Almanya Savunma Bakanı</strong>: Şubat 2011&#8242;de Guttenberg&#8217;in 2007 yılında yazdığı hukuk doktora tezinde intihal yaptığı ortaya çıkar. Guttenberg iddiaların ortaya çıkmasının hemen ardından doktor unvanını geçici olarak kullanmayı kestiğini duyurur. Çok kısa bir süre sonra doktorasını aldığı üniversiteden &#8216;yaptığı ciddi hatalardan ötürü&#8217; doktorasının iptal edilmesini ister. Bundan iki gün sonra doktorası Bayreuth Üniversitesi konseyi tarafından iptal edilir. Almanya başbakanı Angela Merkel, siyasi kabinesinin bir üyesi olan Guttenberg&#8217;i desteklemeye yeltenir. 51,000 doktora öğrencisi ve araştırmacının imzaladığı bir açık mektup ile Merkel toplumdan gerekli yanıtı alır. Guttenberg Mart 2011&#8242;de istifa eder.</li>
<li><strong>Pál Schmitt, Macaristan Cumhurbaşkanı</strong>: Mayıs 2010&#8242;dan beri cumhurbaşkanlığı görevini sürdüren Schmitt Ocak 2012&#8242;de 1992 yılında yayınladığı doktora tezinde 1987 yılında yayınlanmış bir başka doktora tezinden intihal yaptığı iddiası ile suçlanır. Cumhurbaşkanlığı ofisinin ilk tepkisi iki yazarın da aynı kaynaklardan çalıştığı ve benzerliklerin sebebinin bu olduğu yönündedir. Doktoranın teslim edildiği Semmelweis Üniversitesi konuyu araştırmaya başlar ve Schmitt&#8217;in tezinin kayda değer bir kısmını diğer tezden çeviri yaparak hazırladığı kanaatine varır. Üniversite Mart 2012&#8242;de Schmitt&#8217;in unvanını geri alır. Schmitt Nisan 2012&#8242;de istifa eder.</li>
<li><strong>Ioan Mang, Romanya Eğitim Bakanı</strong>: Romanya&#8217;da Sosyal Demokrat Parti üyesi Mang Mayıs 2012&#8242;de birden fazla akademik yayınında intihal yapmış olmakla suçlanır. Mang iddiaların ardında &#8220;politik motivasyonların&#8221; olduğunu iddia eder. Romanya&#8217;nın akademik camiası ortaya çıkan iddialar üzerine hızlı ve büyük bir tepki gösterir. Mang, iddiaların ortaya çıkmasından 5 gün sonra istifa eder.</li>
<li><strong>Silvana Koch-Mehrin, Alman Siyasetçi ve Avrupa Parlamentosu Üyesi</strong>: Guttenberg olayından sonra Almanya&#8217;da intihallerin peşini bırakmak istemeyen gönüllülerin araştırmaları sonucunda Koch-Merhin&#8217;in 2000 yılında yazdığı doktora tezinin dörtte birlik kısmında intihal yaptığı iddiaları ortaya atılır. Nisan 2011&#8242;de ortaya çıkan bu iddialar Heidelberg Üniversitesi&#8217;ni harekete geçirir. Üniversitenin kurduğu araştırma komitesi iddiaları doğrular sonuçlara ulaşır. Mayıs 2011&#8242;de Koch-Merhin&#8217;in doktorası geri alınır. Haziran 2011&#8242;de Koch-Merhin Avrupa Parlamentosu üyeliğinden ve partisinden istifa eder.</li>
</ul>
<p>Avrupa&#8217;da bilimin istikrarı ve haysiyeti için yapılan intihal temizliği halen devam ediyor. Türkiye&#8217;de bilimsel hırsızlık ya da bilim etiği ihlalleri ile suçlanan akademisyen ve siyasilerin verdikleri tepkileri, başta Türkiye akademisi olmak üzere toplumun bu konudaki genel sessizliğini yıllardır üzüntü ile takip edenler, şüphesiz Avrupa&#8217;nın bugünkü çabalarının meyvelerini almaya başladığı günlere buruk bir sevinç ile tanıklık edecek.</p>
<h2><span id="Yrtmedeki_Sorunlarn_Yaratt_Motivasyon_Eksiklii-23">Yürütmedeki Sorunların Yarattığı Motivasyon Eksikliği</span></h2>
<p>Türkiye&#8217;de bu tip bir temizliğin yapılması için eksik olan şeylerden bir tanesi önceki başlıklar altında tartıştığım tezlere erişimdeki güçlük.</p>
<p>En az bunun kadar önemli bir diğer &#8216;eksik&#8217; ise bu konuda bir savaş vermek için gereken &#8216;motivasyon&#8217;.</p>
<p>Motivasyon eksikliğinin önemli sebeplerinden birisi, intihal yaptığı inkâr edilemez şekilde belgelenmiş kişilerin dahi görevlerine devam etmelerine olanak sağlayan gevşek düzenlemeler. &#8220;Tezlere Erişim Güçlüğüne Dair Güncel Bir Örnek&#8221; başlığı altında örnek olarak verdiğim makaledeki bilim hırsızlığının mesulü üç isim, Dr. Halil İbrahim Dursun, Dr. <a href="http://academic.cankaya.edu.tr/~guvenc/">Ziya Güvenç</a> ve Dr. Ergün Kasap halen görevlerinin başındalar. Dr. Halil İbrahim Dursun&#8217;un halen Yardımcı Doçent olarak görev yaptığı Aksaray Üniversitesi&#8217;ndeki bir idari personelin, Dr. Dursun&#8217;un başına ne <em>gelmeyeceği</em> ile ilgili <a href="https://plus.google.com/116486142678525875639/posts/QpVff53WPKr">sosyal medyada cereyan eden bir tartışma</a>da paylaştığı iç karartıcı bilgilerden yaptığım alıntıların motivasyon eksikliğinin sebeplerine ışık tutacağına inanıyorum:</p>
<blockquote><p>(&#8230;) bir önceki rektörlük döneminde ortaya çıkan bir hadiseymiş, hızla inceleme yaptık, gerçekten de haberde belirtildiği üzere alıntı yapılan bir kaynakla hayli fazlaca benzerlik olduğunu biz de o zaman fark ettik.</p>
<p>(&#8230;) intihal konularında disiplinle ilgili mevzuatımızda (Yükseköğretim Kurumları Yönetici, Öğretim Elemanı ve Memurları Disiplin Yönetmeliğinin “Üniversite Öğretim Mesleğinden veya Kamu Görevinden Çıkarma” başlıklı kısmının 11 a-3. madde) &#8220;Bir başkasının bilimsel eserinin veya çalışmasının tümünü veya bir kısmını kaynak belirtmeden kendi eseri gibi göstermek&#8221; şeklinde bir disiplin maddesi var. Yani açıkça &#8220;kaynak belirtmeden&#8221; alıntı yapmak şeklinde bir ibare bulunuyor. Bu örnekte ise bahsi geçen kaynaktan fazlaca da olsa çeşitli yerlerde &#8220;kaynak göstererek&#8221; alıntı yapılmış olması söz konusu. İlkesel olarak ne düşünürsek düşünelim işin bu yönünü gözardı etmek mümkün değil. Kısaca hukuk sistemimizde konuyla ilgili bazı boşluklar olduğunun da bilinmesi lazım.</p>
<p>(&#8230;)</p>
<p>Bu mevcut örnekte alınacak ceza Uyarma-Kınama-Maaştan kesme aralığındaki hafif bir cezanın ötesine geçemez. YÖK de bunun üstünde bir ceza verdirmez, zira hukuki süreçlerde bahsettiğim mevzuat gereği hoca haklı çıkar.</p>
<p>(&#8230;) tamamen şahsi kanaatim olarak bu izahatı yapmak istedim, Aksaray Üniversitesi adına resmi bir açıklama yapmak haliyle Üniversite rektörüne aittir.</p></blockquote>
<p>Yürütme kademesinde etik ihlaller konusunda takınılan laubali tavır, hukuki düzenlemelerdeki gevşeklikler ile bir araya geldiğinde, Avrupa&#8217;da intihal iddialarının ortaya çıkışından sadece birkaç ay sonra gerçekleşen istifalara rastlamak mümkün olmuyor. Üstüne, bu kişilere yetiştirmeleri için öğrenci, yönetmeleri için akademik kurum emanet etmeye devam ederek kendi kendimizi ayağımızdan vuruyoruz.</p>
<h2><span id="Akademideki_Tepkisizlik_Hastal_zerine_ki_rnek-24">Akademideki Tepkisizlik Hastalığı Üzerine İki Örnek</span></h2>
<p>Eminim bu yazıyı okuyan hemen herkes 2005-2006 yılları arasında Türkiye&#8217;den yayınlanan 65 makalede <a href="http://arxiv.org/new/withdrawals.aug.07.html">intihal tespit edilmesi</a> sonucunda Türkiye&#8217;nin bilim dünyasında adını -sonunda- <a href="http://www.nature.com/nature/journal/v449/n7158/full/449008b.html">herkese duyurduğu</a> skandalı hatırlayacaktır. Bu tarihi skandalda adı geçen kişilere ne oldu dersiniz? Bu yazının yazıldığı tarihlerde ne ile meşgul olduklarına dair bir liste hazırladım:</p>
<ul>
<li><strong>40</strong> makalesi arşivlerden çıkarılan Mustafa Saltı o gün doktora öğrencisi, bugün <a href="http://www.dicle.edu.tr/bolum/Fen/fizik.html">Dicle Üniversitesi Fizik Bölümü&#8217;nde Araştırma Görevlisi</a>.</li>
<li><strong>29</strong> makalesi arşivlerden çıkarılan Dr. Oktay Aydoğdu o gün doktora öğrencisi, bugün <a href="http://www.mersin.edu.tr/akademikb/fen-edebiyat-fakultesi/fizik/ogretim-elemanlari">Mersin Üniversitesi Fizik Bölümü&#8217;nde Araştırma Görevlisi</a>.</li>
<li><strong>15</strong> makalesi arşivlerden çıkarılan Dr. Sezgin Aygün o gün doktora öğrencisi, bugün <a href="http://physics.comu.edu.tr/akademik_personel.php">Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Fizik Bölümü&#8217;nde Yardımcı Doçent Doktor</a>.</li>
<li><strong>14</strong> makalesi arşivlerden çıkarılan Murat Korunur o gün doktora öğrencisi, bugün <a href="http://www.dicle.edu.tr/akademikweb/index.php?orta=goster2&amp;gsn=4380&amp;birim=3&amp;bolum=2&amp;altbolum=0">Dicle Üniversitesi Fizik Bölümü&#8217;nde Araştırma Görevlisi</a>.</li>
<li><strong>13</strong> makalesi arşivlerden çıkarılan Dr. Ali Havare o gün yardımcı doçent, bugün <a href="http://www.mersin.edu.tr/apbs/alihavare">Mersin Üniversitesi Fizik Bölümü&#8217;nde Doçent</a> (kendisi aynı zamanda bu skandalda adı geçen Mustafa Saltı, Dr. Oktay Aydoğdu ve Taylan Yetkin&#8217;in tez danışmanlığını yapmış).</li>
<li><strong>13</strong> makalesi arşivlerden çıkarılan Dr. İsmail Tarhan o gün doçent doktor, bugün <a href="http://akademik.comu.edu.tr/onizle.php?cvno=A-440">Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Fizik Bölümü&#8217;nde Profesör</a>. Kendisi aynı zamanda 2011 yılında ÇOMÜ&#8217;de Fen Bilimleri Enstitüsü Müdürü ve Rektör Danışmanı olarak görevli idi.</li>
<li><strong>10</strong> makalesi arşivlerden çıkarlan Melis Aygün (şimdi Melis Ulu) o gün doktora öğrencisi, bugün <a href="http://physics.comu.edu.tr/akademik_personel.php">Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Fizik Bölümü&#8217;nde Araştırma Görevlisi</a>.</li>
<li><strong>7</strong> makalesi arşivlerden çıkarılan Dr. Hüsnü Baysal o gün doçent doktor, bugün <a href="http://akademik.comu.edu.tr/onizle.php?cvno=A-562">Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Ortaöğretim Fen ve Matematik Alanları Eğitimi Bölümü&#8217;nde Profesör</a>.</li>
<li><strong>5</strong> makalesi arşivlerden çıkarılan Dr. İrfan Açıkgöz halen <a href="http://www.dicle.edu.tr/akademikweb/index.php?orta=goster2&amp;gsn=4125&amp;birim=3&amp;bolum=2&amp;altbolum=0">Dicle Üniversitesi Fizik Bölümü&#8217;nde Profesör</a> (kendisi aynı zamanda yukarıda adı geçen Murat Korunur&#8217;un tez danışmanlığını yapmış).</li>
<li>4 makalesi arşivlerden çıkarılan Dr. İhsan Yılmaz halen <a href="http://akademik.comu.edu.tr/onizle.php?cvno=A-411">Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Uzay Bilimleri ve Teknolojileri Bölümü&#8217;nde Profesör</a>. Ayrıca kendisi 2011 yılında ÇOMÜ&#8217;de Döner Sermaye İşletmesi Müdürü ve Rektör Yardımcısı olarak görev yapıyordu.</li>
<li>3 makalesi arşivlerden çıkarılan Dr. Figen Binbay halen <a href="http://www.dicle.edu.tr/akademikweb/index.php?orta=goster2&amp;gsn=2565&amp;birim=3&amp;bolum=2&amp;altbolum=0">Dicle Üniversitesi Fizik Bölümü&#8217;nde Yardımcı Doçent</a>.</li>
<li>3 makalesi arşivlerden çıkarılan Dr. Nurettin Pirinççioğlu o gün doktora öğrencisi, bugün <a href="http://www.dicle.edu.tr/akademikweb/index.php?orta=goster2&amp;gsn=2628&amp;birim=3&amp;bolum=2&amp;altbolum=0">Dicle Üniversitesi Fizik Bölümü&#8217;nde Yardımcı Doçent</a>.</li>
<li>1 makalesi arşivlerden çıkarılan Dr. Can Aktaş o gün doktora öğrencisi, bugün <a href="http://akademik.comu.edu.tr/onizle.php?cvno=A-1085">Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Matematik Bölümü&#8217;nde Yardımcı Doçent</a>.</li>
<li>3 makalesi arşivlerden çıkarılan Taylan Yetkin o gün Mersin Üniversitesi Fizik Bölümü&#8217;nde okutman. Bugün -en azından benim görebildiğim kadarı ile- akademi ile ilişkisi yok. Bu listede akademi ile ilişiğini kesen tek kişi Yetkin.</li>
</ul>
<p>Bir kısmını şahsen tanıdığım bu isimleri bir kez daha rencide etmek gibi bir niyetim yok (bu olayın kendilerini ne kadar derinden etkilediğini tahmin etmek kimse için zor olmasa gerek), fakat bu tablonun çok önemli bir gösterge teşkil ettiğini düşünüyorum.</p>
<p>O dönem Türkiye&#8217;de büyük bir tartışmaya sebep olan bu olayı takiben Dr. İhsan Yılmaz <a href="http://www.nature.com/nature/journal/v449/n7163/full/449658a.html">Nature&#8217;a yazdığı sitem yazısında</a> bazı yayınların sadece giriş kısımlarının, o da &#8216;problemi daha iyi bir İngilizce ile ifade etmek için&#8217; ana dili İngilizce olan kişilerin yayınlarından kopyalandığını, bunu herkesin yaptığını ve bunun intihal olarak değerlendirilemeyeceğini iddia ediyor, Bilkent Üniversitesi Fizik Bölümü akademisyenlerinden Dr. Mehmet Özgür Öktel kendisine <a href="http://plagiarism-turkish.blogspot.com/2007/09/yrd-do-dr-zgr-oktel-anakkale-18-mart.html">intihalin sabit olduğu ve bunu herkesin yapmadığına</a> dair bir yanıt veriyordu. Tartışmalar sürüp gitti. Fakat kişiler üniversitelerince aklandılar.</p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p>İkinci örnek Dr. Bengü Sezen.</p>
<p>ODTÜ mezunu Dr. Bengü Sezen ABD&#8217;nin saygın üniversitelerinden Columbia Üniversitesi&#8217;nde doktoraya başlar. 2010 yılının sonlarına doğru Dr. Sezen&#8217;in Columbia&#8217;da geçirdiği yıllar süresince çok ciddi akademik sahterkârlıklara karıştığı anlaşılır. Yazılan raporlara göre Dr. Sezen olduğundan daha enteresan göstermek istediği deney sonuçları üzerinde oynamalar yapmış, diğer bilim insanlarını ortaya attığı bu çarpıcı ve tartışmalı sonuçların gerçekliğine ve tekrarlanabilirliğine inandırmak için hayali insanlar ve organizasyonlar yaratarak 10 yıl boyunca akademik yalanı sürdürmüştür. Columbia Üniversitesi bulgular neticesinde 167 sayfalık bir rapor yayınlar ve Dr. Sezen&#8217;in doktorasını 2011 yılında <a href="http://blog.chembark.com/2011/07/19/official-columbia-has-revoked-bengu-sezens-ph-d/">geri alır</a>, fakat kendisi bu olaylar patlak vermeden önce Columbia Üniversitesi&#8217;ni terk etmiş ve Heidelberg Universitesi&#8217;nde başka bir doktoraya başlamıştır bile (bununla beraber <a href="http://copy-shake-paste.blogspot.com.es/2012/06/massive-data-fraud-in-chemistry.html">buradaki iddiaya göre</a> Dr. Sezen&#8217;in 2009 yılında sona eren doktorası için teslim ettiği tezin kaydı, Almanya&#8217;da verilen tüm tezlerin listelenmesi gereken <a href="https://portal.dnb.de/">Alman Ulusal Kütüphanesi</a> arşivlerinde yer almamaktadır (konu ile ilgili düştüğü nottan ötürü <a href="http://www.eksisozluk.com/show.asp?t=felixis">felixis</a>&#8216;e teşekkürler)).</p>
<p>Dr. Sezen hakkında yazılan 2011 tarihli son derecede yüz kızartıcı birkaç yazıya, ve Columbia Üniversitesi tarafından hazırlanan rapora aşağıdaki adreslerden ulaşabilirsiniz:</p>
<ul>
<li><a href="https://pubs.acs.org/cen/news/89/i28/8928notw1.html">Reports Detail A Massive Case Of Fraud</a> (&#8220;<em>Raporlar İnanılmaz bir Sahtekârlık Olayını Detaylandırıyor</em>&#8220;) (William G. Schulz)</li>
<li><a href="https://pubs.acs.org/cen/science/89/8932sci1.html">A Puzzle Named Bengü Sezen</a> (&#8220;<em>Bengü Sezen İsminde bir Bulmaca</em>&#8220;) (William G. Schulz)</li>
<li><a href="http://blog.chembark.com/2011/07/07/the-sezen-files-%E2%80%93-part-i-new-documents/">The Sezen Files &#8211; Part I: New Documents</a> (&#8220;<em>Sezen Dosyaları &#8211; Kısım I: Yeni Belgeler</em>&#8220;) (Paul Bracher)</li>
<li><a href="http://blog.chembark.com/2011/07/08/the-sezen-files-%E2%80%93-part-ii-unraveling-the-fabrication/">The Sezen Files &#8211; Part II: Unraveling the Fabrication</a> (&#8220;<em>Sezen Dosyaları &#8211; Kısım II: Uydurmayı Gizlemek</em>&#8220;) (Paul Bracher)</li>
<li><a href="http://blog.chembark.com/2011/07/15/the-sezen-files-part-iii-and-what-of-sames/">The Sezen Files &#8211; Part III: And What of Sames?</a> (&#8220;<em>Sezen Dosyaları &#8211; Kısım III: Ya Sames?</em>&#8220;) (Paul Bracher)</li>
</ul>
<p>İlk yazı şuna benzer bir cümle ile sona eriyor:</p>
<blockquote><p>(&#8230;) Gözlemcilere göre Sezen&#8217;in ihaneti kimya dünyasında gerçekleşen bilim sahterkârlıklarının en korkuncu olarak hatırlanacak.</p></blockquote>
<p>Dr. Sezen akademik yaşantısına Türkiye&#8217;de devam ediyor. Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü altındaki sayfalara göre Dr. Sezen, Ocak 2012 itibarı ile enstitünün Mühendislik Fakültesi altındaki <a href="http://www.gyte.edu.tr/kategori/356/12/akademik-kadro.aspx">Biyomühendislik Bölümü</a>&#8216;ne (<a href="http://subjektif.org/wp-content/gallery/tezler/sezen-bm.png">yerel</a>) Yardımcı Doçent kadrosu ile <a href="http://www.gyte.edu.tr/ebulten/sayi88/atama.htm">atanmış</a> (<a href="http://subjektif.org/wp-content/gallery/tezler/sezen.png">yerel</a>).</p>
<p>İnsanlar hata yapabilir. Yaptıkları hatalar yüzünden meslek yaşantılarının sona ermesini beklemenin de doğru olduğuna inanmıyorum. Konu üzerinde yazıp çizenler Dr. Sezen&#8217;in yaptığı sahtekârlıkların ancak kimya konusunda derin bir bilgi birikimi ve anlamışlık ile mümkün olabileceğini tekrar edip duruyor. Dolayısıyla Dr. Sezen&#8217;in aslında başarılı bir bilim insanı olma potansiyeline sahip bir kişi olduğuna şüphem yok. Fakat ne yazık ki Dr. Sezen&#8217;in, 10 yıllık bilimde sahtekârlık tarihçesi ile herhangi bir gelişmiş ülkenin bilim camiasında kendine yer bulabileceğini zannetmiyorum.</p>
<p>Nitekim bilim dünyası benzeri dosyalara yabancı değil. 2011 yılında tanıdıkları tarafından son derece güvenilir ve parlak bir bilim insanı olarak değerlendirilen Hollandalı psikolog <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Diederik_Stapel">Diederik Alexander Stapel</a>&#8216;in de deney verilerini uzun yıllar boyunca uydurduğu ortaya çıkmıştı. Stapel doktora derecesini üniversitesine iade edip aşağıdaki özür metnini yayınladı:</p>
<blockquote><p>Bir bilim insanı olarak başarısız oldum. Araştırmalarımda uydurma veri kullandım. Bir seferliğine değil, defalarca. Kısa bir süreliğine de değil, uzun bir zaman boyunca. Davranışım sebebi ile çalışma arkadaşlarımı şoka uğrattığımın farkındayım. Çalıştığım alan olan sosyal psikolojiyi kötü bir duruma düşürdüm. Utanç içindeyim ve büyük bir pişmanlık duyuyorum (&#8230;) Çalışma arkadaşlarıma, doktora öğrencilerime, ve tüm akademik camiaya içten özürlerimi sunuyorum. Sebep olduğum ızdırap ve kederin farkındayım (&#8230;) Başarılı olma, yayın yapma, zaman içerisinde daha iyi bir noktaya gelme baskısına göğüs geremedim. Birçok şeye bir anda sahip olmak istedim. Kontrol noktalarının az olduğu, insanların yalnız çalıştığı bir alanda yanlış bir yola saptım.</p></blockquote>
<p>Hatasını kabul ederek bilim insanı olmanın gerekliliklerinin bir kısmına hâlâ sahip olduğunu göstermesine rağmen, Stapel şu anda hiçbir yerde akademisyen değil. Benzer yanlışları yapan Alman fizikçi <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Jan_Hendrik_Sch%C3%B6n">Jan Hendrik Schön</a> de 2002 yılında ortaya çıkan bilimsel sahtekârlık iddialarının ardından akademiyi terk etti. O da şu anda hiçbir yerde akademisyen değil. Benzer yanlışları biyoloji alanında yapan ve 2006 yılında yakalanan Güney Kore&#8217;li bilim insanı <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Hwang_Woo-suk">Hwang Woo-suk</a> da şu anda hiçbir yerde akadamisyen değil (üstüne üstlük Güney Kore&#8217;de biyoetik yasasını ihlâl suçundan hapis cezası aldı).</p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p>Bu tür olayları incelerken her şeyin siyah ve beyaz olmadığını ve adı geçen kişilerin kimilerinin haksızlığa uğramış olabileceğini göz önünde bulundurmanın sağlıklı bir şüphecilik olduğuna inanıyorum. Ayrıca eleştiri çuvaldızlarını çıkarmadan evvel bu isimlerin yaşadıkları travma ve stresin de hesaba katmılması gerekli.</p>
<p>Öte yandan şahıslar ve mazeretlerden bağımsız bir şekilde, yukarıdaki örneklerde yer alan isimlerin neredeyse tümünün akademik kariyerlerine yükselerek devam etmiş olmaları Türkiye akademisini korumakla yükümlü yönetmeliklerin işlevsizliğini ve Türkiye akademisinin tepkisizliğini gözler önüne seren korkunç birer gösterge.</p>
<p>Bu tepkisizliğin yarattığı &#8220;<em>Türkiye akademisi en büyük akademik skandallara adı karışanları bile ödüllendirdi, bir ihtimal yakalansam bile en kötü ne olabilir</em>&#8221; anlayışının zaman içerisinde akademiye nasıl sirayet edebileceğini, ve böyle bir akademi içerisinde Dr. Halil İbrahim Dursun&#8217;un yaptığı hırsızlığın neden göze masum bir detay gibi görünmeye başladığını idrak etmek gerekli.</p>
<p>Bu konularda ilerleme kaydedilmesinin zaruriyeti ortada.</p>
<h2><span id="Geriye_Gtren_Dzenlemeler_ve_Gz_Ard_Edilen_Devlet_Denetleme_Kurulu_Raporu-25">Geriye Götüren Düzenlemeler ve Göz Ardı Edilen Devlet Denetleme Kurulu Raporu</span></h2>
<p>İlerleme kaydedilmesinin önemi aşikâr olsa da yapılan tek-tük düzenlemeler Türkiye&#8217;yi ileriye doğru götürmekten çok uzak.</p>
<p>Türkiye&#8217;de bir üniversitede profesör olan anonim bir şahsın bu yazı için kaleme aldığı küçük bir nota yer vermek istiyorum:</p>
<blockquote><p>YÖK Başkanı Çetinsaya yeni Öğrenci Disiplin Yönetmeliğini (Resmi Gazete, Sayı 28388) tanıtırken &#8220;Akademik nitelikli tez, ödev seminer gibi çalışmalarda intihal yapmayı disiplin suçu haline getirdik.&#8221; diyor.</p>
<p>Seminer, tez ve yayınlarında başka bir çalışmadan ya da kitaptan aşırma yapma anlamına gelen &#8216;intihal&#8217; suçu işleyen öğrenciler &#8216;bir yarı yıl uzaklaştırma&#8217; alacakmış.</p>
<p>Öğrenciler için intihalin bir suç olarak tanımlanması olumlu bir gelişme olarak nitelenebilir. Ancak önerilen ceza son derece yetersizdir ve caydırıcılığı yoktur. Üniversitelerde yaşanan pek çok olayda görüldüğü gibi, soruşturma yetkisinin fakültelerce ve enstitü müdürlüklerince kullanılacak olması da şikayetlerin örtbas edilme olasılığını arttırmaktadır.</p>
<p>Öğrenciler için durum böyle de, hocaları için ne olacak? Onlar için de ciddi önlemler alınacak mı? Onlara da disiplin cezaları uygulanacak mı?</p>
<p>Net olarak tanımlanmış etik ihlalleriyle ilgili ihbarların üniversitelerin ve YÖK&#8217;ün de üzerinde oluşturulan bağımsız bir birime yapılması nasıl olurdu acaba?</p>
<p>Ama böyle bir birimin kabul görüp kurulması, T.C. Cumhurbaşkanlığı&#8217;nın &#8220;Yükseköğretimde Gözetim ve Denetim -Yasal Çerçeve ve Uygulamalar&#8221; konulu <a href="http://cankaya.gov.tr/sayfa/cumhurbaskanligi/ddk/ddk43.pdf">DDK Raporu</a>&#8216;nun bile umursanmadığı bir ülkede neredeyse imkansız görünmekte.</p></blockquote>
<p>Bunlarla bir yere varılamayacağı ortada.</p>
<p>Devlet Denetleme Kurulu&#8217;nun yükseköğretimdeki problemlere ilişkin hazırladığı raporun nihai sonucu son derece çarpıcı. Dilerseniz <a href="http://cankaya.gov.tr/sayfa/cumhurbaskanligi/ddk/ddk43.pdf">raporun özetini buradan okuyabilirsiniz</a>, fakat sonuç kısmına burada ayrıca yer vermek istiyorum. Lütfen büyük bir dikkatle okuyun:</p>
<blockquote><p>&#8220;Devletin üniversiteler üzerindeki gözetim ve denetimi&#8221;; gerek denetim ve ceza soruşturması ile ilgili mevzuat alt yapısındaki eksiklikler, gerekse Yükseköğretim Genel Kurulu, YÖK Başkanları ve Yükseköğretim Denetleme Kurulu&#8217;nun uygulamaları nedeniyle Devlet adına icra edilen bir kamu hizmeti olma niteliğini tamamıyla kaybetmiştir.</p>
<p>Başka bir deyişle, gerek Yükseköğretim Denetleme Kurulu&#8217;nun mevcut yapısal sorunları ve denetim uygulamalarındaki eksiklikleri/hataları, gerekse ihbar ve şikâyetler hakkında YÖK Genel Kurulu, YÖK Başkanları ve üniversite rektörlerinin hukuka aykırı uygulamaları Anayasa ile öngörülen denetim olgusunun tamamıyla işlevselliğini yitirmesine yol açmıştır.</p>
<p>Bu husus, özellikle yükseköğretim kurum ve üst kuruluşlarının yöneticilerinin hesap verilebilirlik ile ilgili algılamalarının değişmesine neden olmuş ve böylece yükseköğretim alanı yolsuzluk ve usulsüzlüğün önlenememesine/artmasına elverişli bir &#8220;çevre&#8221; haline gelmiştir. Bu nedenle, oluşan &#8220;denetim açığı&#8221; kendisini besleyen ve bu açığı kronikleştiren bir yapıya dönüşmüş görünmektedir.</p></blockquote>
<p>İnanılmaz, inanılmaz bir metin.</p>
<p>Bu ise bence son derece açık:</p>
<p>Türkiye&#8217;nin çok acilen büyük bir akademik devrime ihtiyacı var.</p>
<h1><span id="Sonu-26">Sonuç</span></h1>
<p>Türkiye&#8217;nin kötü akademisi kendi kendisini finanse ediyor.</p>
<p>Etik açıdan problemli tez ve yayınlara sahip olan tez danışmanlarının kılavuzluk etmesine müsaade edilen ve etik açıdan problemli tezlerle mezun olan öğrenciler akademik literatürü boş/tekrar çalışmalarla doldururken, içlerinden bir kısmı akademinin yeni neslini teşkil ederek döngüyü tamamlıyor.</p>
<p>Tezlere erişimin güçlüğü bu devridaimin sürmesini sağlayan en büyük problemlerden birisi. Üniversite kütüphaneleri keyfi uygulamalarla tezlere erişimi kısıtlarken, YÖK Tez Arşivi çerçevesindeki çalışmalar problemi pratikte çözmekten uzak.</p>
<p>Öte yandan tezlere ulaşıldığı ve intihallerin tespit edildiği durumlarda dahi yasama ve yürütmedeki tıkanıklıklar cezaları caydırıcı olmaktan çıkarıyor. Gelişmiş toplumlar bilim hırsızlığına ciddi tepkiler verirken, Türkiye&#8217;de bilim hırsızlığının failleri görevlerine sessizce devam ediyorlar.</p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p>Sevgili akademisyenler, öğrenciler, ve tüm aktivistler,</p>
<p>Akademinin içine düştüğü kısır döngüyü kırmak için üzerinize ne tür bir sorumluluk düştüğünü çok iyi tahlil etmelisiniz.</p>
<p>Türkiye akademisinin ihtiyacı olan seferberliğin öğrencileri ve toplumu intihalin tehlikeleri konusunda bilinçlendirmekten yasama ve yürütmedeki problemleri gür bir tonla dile getirmeye, bilim hırsızlığı vak&#8217;alarını ortaya çıkarıp, açıkça eleştirmekten bu eleştirilerin toplumun geri kalanına ve gerekli mercilere ulaşmasına ön ayak olmaya kadar geniş bir yelpazeye dağılmış olan kalemlerinden herkesin payına bir şeyler düştüğüne inanıyorum.</p>
<p>Neredeyse herkesin sorumsuzluğu ile tıkanan akademide kalıcı bir reform, ancak hemen herkesin sorumluluk alması ile mümkün.</p>
<h1><span id="Yazarlar-27">Yazarlar</span></h1>
<div class="yazar" style="background: url('http://subjektif.org/yazarlar/meren.png') no-repeat top left;">
<p class="yazar_isim"><a href="http://meren.org/">A. Murat Eren</a></p>
<p class="yazar_info">Bilgisayar bilimleri alanında doktora sahibi. Mikrobiyal ekoloji alanındaki çalışmalarını doktora sonrası araştırmacı olarak Amerika Birleşik Devletleri&#8217;nde sürdürüyor (a.murat.eren / gmail.com).</p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://subjektif.org/2012/09/turkiye-akademisinin-arka-sokaklari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>44</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Halkın Menfaatleri Çerçevesinden Bir WikiLeaks İncelemesi: Diplomatik Telgraflardan Neler Öğrenebiliriz?</title>
		<link>http://subjektif.org/2011/10/wikileaks-incelemesi/</link>
		<comments>http://subjektif.org/2011/10/wikileaks-incelemesi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 26 Oct 2011 23:29:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editör</dc:creator>
				<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[wikileaks]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://subjektif.org/?p=77</guid>
		<description><![CDATA[Dünya gündemindeki devrim enflasyonunun İnternet ayağının en önemlilerinden olan WikiLeaks nispeten kısa bir süredir ana akım gündemi yoğun bir şekilde meşgul etmesine rağmen, aslında yayın hayatına 2006 yılında başlamış, kâr amacı gütmeyen bir organizasyon. Amacı umuma açık olması kamu yararına&#8230;  <a href="http://subjektif.org/2011/10/wikileaks-incelemesi/">continue reading</a> &#187;]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya gündemindeki devrim enflasyonunun İnternet ayağının en önemlilerinden olan WikiLeaks nispeten kısa bir süredir ana akım gündemi yoğun bir şekilde meşgul etmesine rağmen, aslında yayın hayatına 2006 yılında başlamış, kâr amacı gütmeyen bir organizasyon. Amacı umuma açık olması kamu yararına olan belgelerin anonim bir şekilde paylaşılabilmesini sağlamak ve bu belgeleri kontrol ederek yayına hazırlamak olan WikiLeaks, kurucusu Julian Assange&#8217;ın sözleriyle, <em>araştırmacı gazeteciliğin en önemli gereği olan veri için açık ve erişilebilir bir kaynak olmayı amaçlıyor</em>.</p>
<div id="toc_container" class="no_bullets"><p class="toc_title">Table of contents / İçindekiler</p><ul class="toc_list"><li><a href="#Giri-1">1 Giriş</a></li><li><a href="#Trkiyenin_Siyasi_Atmosferine_Dair_Samimi_Perspektifler-2">2 Türkiye’nin Siyasi Atmosferine Dair Samimi Perspektifler</a></li><li><a href="#la_Patentleri_ve_Siyasi_Bask_ile_ekillenen_Market-3">3 İlaç Patentleri ve Siyasi Baskı ile Şekillenen Market</a></li><li><a href="#Genetii_Deitirilmi_Organizmalar_ve_Organik_Aydnlar-4">4 Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar ve Organik Aydınlar</a></li><li><a href="#Son_Sz-5">5 Son Söz</a></li><li><a href="#Yazarlar-6">6 Yazarlar</a></li></ul></div>
<h1><span id="Giri-1">Giriş</span></h1>
<p>Kuruluşundan bu yana geçen süreçte araştırmacı gazeteciliğe kazandırdığı sinerji ile WikiLeaks bu tip girişimlerin toplumsal hareketlerin etkin bir bileşeni olarak vazife görebileceğini gösterdi. Örneğin 2007 yılında Kenya seçimlerinden önce ortaya çıkan ve Kenya cumhurbaşkanına kadar uzanan yolsuzluklarla ilgili belgeyi (<a href="http://tinyurl.com/wikileaks-kenya">http://tinyurl.com/wikileaks-kenya</a>) yayınlayan WikiLeaks&#8217;in seçim sonuçları, ve sonrasında Kenya&#8217;da yaşanan kriz üzerinde büyük bir etkisi olduğu düşünülmekte. Kilit olaylara bir diğer örnek ise İzlanda&#8217;nın Kaupthing Bankası ile igili ekonomik kriz sonrası yayınlanan yolsuzluk raporuna (<a href="http://tinyurl.com/wikileaks-izlanda">http://tinyurl.com/wikileaks-izlanda</a>) verilen kamu tepkisinin büyüklüğü olabilir; nitekim İzlanda&#8217;nın kriz sonrası geçirdiği değişim düşünüldüğünde, WikiLeaks&#8217;in de bu dönüşümde katkısı olduğunu söylemek yanlış olmaz. WikiLeaks’in Dünya gündeminin dikkatini çeken diğer çalışmaları arasında Japonya&#8217;nın kamudan gizlediği ve sessizce bastırmaya çalıştığı nükleer santral sızıntı raporlarını yayınlamak, Kopenhag çevre kriterlerinin G8 üyesi ülkeler tarafından gizlice değiştirilmeye çalışıldığına işaret eden dokümanları ortaya çıkarmak, Avustralya hükümetinin içinde birçok yasal sitenin de yer aldığı ve keyfi bir şekilde hazırlandığı belli olan gizli İnternet sansürü listesini açklamak gibi çok uluslu bir yelpazede irili ufaklı hemen her kesimi ilgilendiren belge ve dokümanlar sayılabilir.</p>
<p>Bununla beraber birçok kişi WikiLeaks&#8217;in adını ilk olarak 2010 yılında yayınladığı ve Amerikan ordusuna ait bir helikopterin Iraklı siviller ve iki Reuters muhabirini öldürdüğü görüntüler ve telsiz konuşmaları ile duydu. Sonrasında Afganistan savaşı sırasında Amerikan askerlerinin içinde masum Afgan sivilleri öldürdüğüne dair belgelerin de bulunduğu 80.000&#8242;e yakın askeri kütüğü, hemen ardından içinde yaklaşık 400.000 belgenin bulunduğu Irak Savaşı kayıtlarını, Nisan 2011&#8242;de ise Amerika&#8217;nın terörist eylemlerle bağlantılı olduğu düşünülen kişileri gözetim altında tuttuğu ve işkence iddiaları ve insan hakları ihlalleri nedeniyle de defalarca gündeme gelmiş olan Guantanamo Hapishanesi&#8217;ndeki tutuklular ile ilgili, içinde yaşları 14 ile 90 arasında değişen 150&#8242;den fazla masum Afganistan ve Pakistan vatandaşının insan haklarına aykırı bir şekilde göz altında tutulduğunu gösteren belgelerin de yer aldığı 800&#8242;e yakın gizli dosyayı kamu ve çeşitli basın kuruluşları ile paylaştı.</p>
<p>WikiLeaks&#8217;in en son bombası ise, ABD&#8217;nin büyükelçiliklerinde hazırlanmış olan çeşitli gizlilik seviyesindeki 250.000&#8242;in üzerindeki diplomatik telgrafı ele geçirmek ve ‘Cablegate’ adıyla yayınlamaya başlamak oldu. Alabildiğine bilgi içeren bu telgrafları bir süreç halinde yayına açan WikiLeaks, geçtiğimiz Eylül başında bu süreci tamamladığını duyurarak tüm telgrafları erişime açtı: <a href="http://wikileaks.org/cable/">http://wikileaks.org/cable/</a>.</p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p>WikiLeaks son iki yıl içerisinde yapısal anlamda büyük bir değişim yaşadı. 2010 yılından önce ilgilendiği ve önem verdiği olayların ölçekleri bir çeşitlilik arz ederken, WikiLeaks’in 2010 yılından sonraki faaliyetlerinin ABD ile sınırlı bir çerçeveye oturduğunu görüyoruz. Bununla beraber bu yazının amacı WikiLeaks içerisinde yaşanan değişimi ve bunun sebeplerini irdelemek, WikiLeaks’i desteklemek, ya da WikiLeaks&#8217;in karşısında olduğu hükümetlerin karşısında bir tavır sergilemekten ziyade, nispeten fırsatçı bir yaklaşım ile ‘Cablegate’ ile ortaya çıkan diplomatik telgraflardan neler öğrenebileceğimizi irdelemek.</p>
<p>WikiLeaks’in ortaya çıkardığı diplomatik telgraflar -birçok ülkenin yanında- Türkiye’nin Amerika’dan nasıl göründüğüne dair de önemli perspektifler sunuyor. Bu perspektifler bizlerin, yani sıradan halkın, diğer türlü hakkında fikir sahibi olamayacağı konular ile ilgili başka kanallardan elde edimesi güç ipuçları veriyor.</p>
<p>Diplomatik telgraflar içerisinde yer alan bilgilerin doğruluğu ve isabeti şüphesiz dikkatle değerlendirilmeli. Fakat gereksiz detaylardan arındırıldığı durumda telgraflar içerisindeki bilgiler Türkiye’nin, siyasi söylemin ve bürokrasinin dolambaçlarından nispeten arınmış bir berraklıkta görülmesini sağlama potansiyeline sahip.</p>
<p>Üzerinde durulmayı hak eden bir diğer ilginç nokta 7,918 adet telgraf ile ABD’ye en fazla diplomatik telgraf gönderen yerin Ankara büyükelçiliği olması. Bu bir taraftan ulaşılabilecek bilgi çeşitliliğine, diğer taraftan ise bu bilgilerin anlaşılır bir şekilde düzenlenebilmesi için gereken iş gücünün miktarına dair bir ipucu.</p>
<p>Bu yazıyı kaleme almaktaki temel amacımız, bu telgraflar arasından Türkiye&#8217;yi ilgilendirenleri ile ilgili bir tartışma ve inceleme başlatmak, ve toplumun dikkatini bu olaya çekmek.</p>
<p>Bu amaçla, yazının takip eden kısmında bu telgrafların birkaçını üç başlık altında bir miktar irdeleyeceğiz.</p>
<p>Bu üç başlıktan ilki, Türkiye’ye dair siyasi bir gözleme yoğunlaşıyor. Bu başlık altında Recep Tayyip Erdoğan’ın kişiliğine dair telgrafta yer alan tespitlerin yanında, dönemin ABD büyükelçisi Edelman’ın AK Parti (AKP) hükumetinin çizgisi ile ilgili yorumlarını okuyacaksınız.</p>
<p>İkinci başlık, sizlere ABD’nin ilaç şirketlerinin çıkarlarına hizmet edecek ilaç regülasyon mekanizmalarını hayata geçirmesi için takındığı tavra ışık tutan telgrafların yanında konuya uzak olanlar için patentlerinin topluma olan zararlarına dair bilgiler sunuyor.</p>
<p>Üçüncü başlık altında ise Türkiye gündemini de dönem dönem meşgul eden genetiği değiştirilmiş gıdalar konusunda nelerin tartışıldığını herkesin anlayabilmesi için kaleme alınmış bir giriş, ardından da ABD’nin gıda sektöründe söz sahibi olmak için yaptığı manevralar, ve bunların Türkiye’yi ilgilendiren kısımlarına dair çarpıcı detaylar mevcut.</p>
<p>Söz etmek için seçtiğimiz örneklerin siyaset okurları, ülkenin halet-i ruhiyesini anlama çabasındaki analistler ve halkın menfaatlerini gözeten aydınlar için WikiLeaks’in gün ışığına çıkardığı diplomatik telgrafların nasıl bir hazine arz ettiğine dair fikir vereceğini ümit ediyoruz.</p>
<h1><span id="Trkiyenin_Siyasi_Atmosferine_Dair_Samimi_Perspektifler-2">Türkiye’nin Siyasi Atmosferine Dair Samimi Perspektifler</span></h1>
<p>WikiLeaks’in ortaya çıkardığı telgrafların çok ciddi bir kısmını gönderildikleri ülkenin siyasi nabzını tutmak ve ülke gündemini takip etmek için kaleme alınmış raporlar teşkil ediyor. Bu raporlara günlük gazetelerde yer alan manşetlerin rutin özetlerinden, halk, siyasetçiler ve siyasi hareketlerin derinlemesine analiz edildiği belgelere kadar geniş bir yelpazede rastlamak mümkün.</p>
<p>Türkiye’deki siyasi atmosferin ABD’den daha net bir şekilde anlaşılabilmesi için hazırlanan raporlardan birisi, ABD’nin Irak işgali nedeniyle Türkiye’deki ABD karşıtlığının yüksek olduğu bir dönemi de içine alan 2003-2005 yılları arasında ABD başkonsolosluğu yapmış olan Eric S. Edelman (<a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Eric_S._Edelman">http://en.wikipedia.org/wiki/Eric_S._Edelman</a>) tarafından hazırlanan, ve başkanlığını yaptığı AK Parti’nin (AKP) 2 yıllık iktidarının ardından Türkiye’nin çiçeği burnunda başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kişiliği, yakın çevresi, medya ilişkileri, halk nazarındaki popülaritesi ve kendisine karşı muhalefetin yetkinliğinin irdelendiği gizlilik derecesi yüksek bir telgraf (<a href="http://tinyurl.com/04ANKARA7211">http://tinyurl.com/04ANKARA7211</a>).</p>
<p>Edelman’ın gönderdiği telgraftaki tespitler Erdoğan’ın ve başlattığı siyasi hareketin gidici olmadığı, Erdoğan’ın gelecek on yıllık planlarda hesaba katılması gereken bölgesel bir lider olduğunu ifade ediyor. Nitekim, 2004 yılından sonraki süreçte Erdoğan, dış politikada daha önce benzeri görülmemiş açılımların mimarı olmayı başardı; Erdoğan ile beraber Türkiye-Yunanistan ilişkileri Erdoğan’ın girişimleri ile askeri ve siyasi anlamda normalleşmeye başladı: net bir sonuç çıkmasa da AKP&#8217;nin Kıbrıs&#8217;ta birleşme referandumuna açık desteği ile tartışmaya açılan Kıbrıs sorununu iki ülkenin eş zamanlı bir şekilde gündemlerine alması, NATO içerisinde ortak barış gücü oluşturma anlaşmasının imzalanması gibi adımlar Türkiye ve Yunanistan arasında daha önceki yönetimlerin vesile olamadığı ılık bir diyalog zemini hazırladı. Türkiye’nin komşuluk ilişkilerinin tarihi sebeplerle soğuk olduğu Rusya ile ilişkiler de daha önce örneği görülmemiş şekilde her iki ülkenin menfaatine hizmet edecek şekilde değişti: İki ülke tarihinde ilk kez başkan seviyesinde bir diplomatik ziyaret Rusya başkanı Putin&#8217;in Türkiye&#8217;yi ziyareti ile Erdoğan döneminde gerçekleşti. Bunu takip eden süreçte Türkiye ile Rusya arasında 2002 yılında 5 milyar dolar olan ticaret hacmi sonraki 8 yılda %600 artarak 30 milyar dolara çıkacak, Rusya Mavi Akım boru hattını Türkiye&#8217;den geçirmeye karar verecek, Türk enerji sektörünün kalkınması ve ordunun modernizasyonunda bir aktör olmak istediğini açıkça ifade edecek, Rus cumhurbaşkanı Medvedev Türkiye için &#8220;<em>bölgesel ve uluslararası meselelerde en önemli partnerimiz</em>&#8221; diyecekti. Öte yandan Suudi Arabistan, Suriye ve Irak ile ilişkilerde de tarihi değişiklikler yaşanacak, Erdoğan ve AKP, bir şekilde, İsrail&#8217;in Filistin sorunundaki tutumuna dair sert çıkışları, Obama&#8217;nın Amerika başkanlık yarışını kazanmasının ardından ziyaret etmek için seçtiği ilk ülke olması, BM çatısı altında ortaya atılan projeler ve uluslararası ara buluculuk girişimleri ile Türkiye&#8217;nin adının uluslararası arenada daha sık anılmasını sağlayacaktı. Bu bağlamda Edelman’ın 2004 yılı ve öncesindeki örüntüleri okumakta başarılı bir diplomat olduğu gerçeği göz ardı edilmemeli.</p>
<p>Edelman’ın 2004 yılında yazdığı bu raporda dikkat çekici noktalardan bir diğeri de, Erdoğan’ın ve başlattığı siyasi hareketin gidici değil kalıcı olduğuna dair görüşlerini dayandırdığı üç temel nokta:</p>
<ul>
<li>“<em>Bir grup elitist zevzekten mütevellit</em>” olduğunu dile getirdiği CHP’nin başı çektiği muhalefetin AKP’ye karşı ciddi bir politik alternatif sunamadığı siyasi atmosfer,</li>
<li>Türkiye’de yürürlükte olan, genç ve lekesiz isimlerin politikaya girmesini zorlaştıran parti ve seçim yasası şeklinde karşımıza çıkan yasal düzen,</li>
<li>Erdoğan’ın ortaya koyduğu popülist ‘ezilen edebiyatı’ yanında, onu kayda değer bir alternatifin olmadığı bir ortamda halkın gönlünde bir kahraman haline getirmiş olan geleneksel ve dindar retoriği.</li>
</ul>
<p>Geçen süreçte bu üç kalemde de herhangi bir değişimin yaşanmadığını, muhalefetin karşısına gerçekçi ve sürdürülebilir bir siyasi duruş ile çıkamadığı AKP’nin, Türkiye’nin gelişmişlik endeksi verilerinde yaşam standartlarının gerilediği görülen illerinde bile kazanmaya devam ettiği 2011 seçim sonuçları ile gördük (<a href="http://tinyurl.com/secim-analiz">http://tinyurl.com/secim-analiz</a>).</p>
<p>Bunların yanında büyükelçi Edelman raporunda AKP Liderliğinin bir takım sorunlardan muzdarip olduğunu da dile getiriyor ve AKP’nin etkinliğini kötü yönde etkileyen açmazlara dair görüşlerine yer veriyor.</p>
<p>Telgrafında bu açmazlardan ilkinin &#8216;<em>bilgisiz, rüşvetçi, yoz ve dalkavuk</em>&#8216; danışmanların demir perdesi ile izole olmuş Erdoğan&#8217;ın ‘karakteri’ olduğunu ifade eden Edelman, Erdoğan&#8217;ı &#8220;<em>mutlak güce ve gücün geçirdiği materyal menfaatlere aç</em>&#8220;, &#8220;<em>parti içindeki diğer isimlere güvensiz, despot bir otoriter</em>&#8220;, &#8220;<em>İslamcı görüşün komplo teorilerine karşı zaaf sahibi</em>&#8220;, &#8220;<em>düşük kaliteli bilgi ve medya dezenformasyonundan görüş alan</em>&#8220;, &#8220;<em>sert tutumu ile AKP milletvekillerini bile kendisine yabancılaştıran</em>&#8221; ve &#8220;<em>pragmatist</em>&#8221; bir kişi olarak resmediyor.</p>
<p>Edelman AKP ile ilgili açmazlar arasında ise AKP&#8217;li yönetici ve partiye yakın isimlerin gerçekleştirdiği yolsuzlukları, parti içi çekişmeyi, ve &#8220;<em>bizden biri olsun</em>&#8221; diyerek atması yapılan kalitesiz bürokratları sıralıyor. Kalitesiz atamalarla ilgili sözleri ise, atamalara AKP içinde de bir muhalefet olduğunu göseriyor olması açısından doğrudan alıntılamaya değer: &#8220;<em>İçlerinde Savunma Bakanı Vecdi Gönül, gümrük eski müsteşarı Nevzat Saygılıoğlu ve Orman Bakanlığı eski müşaviri Abdurrahman Sağkaya&#8217;nın da bulunduğu bir çok üst düzey sivil yetkili bize Erdoğan&#8217;ın, devlet bürokrasisindeki en önemli mevki olan Başbakanlık Müsteşarlığı konumuna İslamcı bir akademisyen olan Ömer Dinçer&#8217;i atamasını &#8216;beceriksiz&#8217;, &#8216;önyargılı&#8217; ve &#8216;cahilce&#8217; olarak yorumladılar ve benzeri atamaları şaşkınlık ve dehşetle izlediklerini ifade ettiler</em>&#8220;. Hakkında verilmiş intihal kararı ile YÖK tarafından meslekten men edilmiş, Ankara Birinci İdare Mahkemesi’ne yaptığı itirazı reddedilmiş (fakat Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı olduktan sonra YÖK tarafından meslekten men cezası sessiz sedasız affedilmiş olan) Ömer Dinçer&#8217;in, Erdoğan tarafından bu yılki seçimler sonunda, bu sefer Eğitim Bakanı olarak atandığını da hatırlamak gerek.</p>
<p>Edelman’ın bu siyasi perspektiflerin önem sırasını ABD’nin menfaatlerini etkileme potansiyeline göre sıralamış olduğu elbette unutulmaması gereken bir nokta. Bununla beraber bu analiz ve gözlemler Türkiye medyasında gür ve tarafsız bir şekilde dile getirilme cesareti gösterilememiş, etkilerinin halen devam ettiği görülebilen ileri görüşlü noktalar barındırıyor, ve ABD’nin Türkiye’ye dair planlarını hangi varsayımlara göre şekillendirdiğine dair fikir veriyor. Örneğin, Türkiye’de yönetimi elinde bulunduran partinin rüşvet ve yolsuzluğa yatkın isimler barındırıyor olduğu izlenimi, siyasi ve ticari menfaatler için bakan ya da siyasetçilere rüşvet teklif edilmesini (ki bir örneğine bu yazı içerisinde Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar başlığı altında değinilecek olan Tarım Bakanlığı’na rüşvet verildiği iddiasında okuyacaksınız), ya da Erdoğan’ın güç ve otoriteye olan açlığının kendisine “<em>daha fazla otorite hissi</em>” vaat edilerek Türkiye’nin uluslararası duruşunun ABD çizgisine çekilebileceği çözümlerin alternatif olarak değerlendirilmesini mümkün kılmış olması çok muhtemel.</p>
<p>Son bir nokta olarak, Edelman’ın bu görüşleri bir araya getirmesi büyük olasılıkla çok zor olmadı. Bu telgrafta dile getirilen noktaların birçoğunun izlerine geçmiş medya arşivlerinde rastlamak mümkün olablir. Fakat buna benzer perspektifler derli toplu şekilde medya tarafından hiçbir zaman açıkça ve tarafsızca dile getirilmedi. Bu tür bir duruş sergilenebilse idi, AKP’nin kendi içinden yükselme cesareti bulacak bir muhalefet, parti ile ilişkili yolsuzlukların kınanmasına, ya da Erdoğan’ın danışmanlarının yetkinliğinin açıkça sorgulanmasına vesile olabilirdi. Bu noktada medyanın basiretsizliğine, iktidar karşıtı ve iktidar yanlısı medyanın insanları objektiflikten uzaklaştıran ve siyaset sahnesindeki gri renkleri yok sayan taraflı tutumuna da sitem etmek gerekli.</p>
<p>Türkiye&#8217;nin iç işlerine dair önemli perspektifler barından nice telgraf arasından rasgele seçilerek bu başlıkta irdelenmiş olan telgrafın tamamının Türkçe çevirisine bu adresten ulaşabilirsiniz:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><a href="https://plus.google.com/116486142678525875639/posts">https://plus.google.com/116486142678525875639/posts</a></p>
<h1><span id="la_Patentleri_ve_Siyasi_Bask_ile_ekillenen_Market-3">İlaç Patentleri ve Siyasi Baskı ile Şekillenen Market</span></h1>
<p>İlaç sektörü, gıda, savunma, enerji ve bilişim sektörleri gibi uluslararası siyasetin önemli kalemlerinden birisi. Zira sağlık sektörünü başka ülkelere de ihraç edebilen ülkeler, ekonomik avantajların yanında, sağlık gibi temel bir alanda diğer ülkelerin kendilerine olan bağımlılığını da garanti altına almış oluyorlar. Bu sebeple WikiLeaks belgeleri arasında ABD’nin kendi sağlık sektörünün menfaati için gerekli olan yasal düzenlemelerin diğer ülkeler tarafından gerçekleştirilmesi konusunda büyük çaba sarf ettiğini görmek sürpriz değil. Öte yandan açılan WikiLeaks belgelerinde ilaç şirketleri ile ilgili gönderilmiş 240 telgrafın 76’sının Türkiye ile ilgili olması, ve bu rakamın Türkiye’yi diğer tüm ülkelerin önünde birinci sıraya oturtması bir miktar sürpriz olabilir. Türkiye’yi ikinci sırada takip eden Tayvan, sadece 21 telgrafa sahip (<a href="http://keionline.org/node/1210">http://keionline.org/node/1210</a>).</p>
<p>İlaç sektörü çok ciddi satış rakamlarına ulaşabilen bir sektör. Dünyanın en büyük ilk 15 ilaç şirketinin sadece 2008 yılındaki satışlarının toplamı 385 milyar doların üzerinde. Biyoteknoloji alanda önder ülkelerden birisi olan ABD’de konuşlanmış ilaç şirketleri ise aynı yıl gerçekleştirdikleri 170 milyar dolarlık satış ile bu ekonominin yaklaşık %44’lük bir kısmına sahipler. Bu şirketlere Avrupa ve Japonya merkezli şirketleri de eklediğimizde ise bu rakam %77’yi buluyor.</p>
<p>İlaçların insan hayatındaki geçmişi orta çağa kadar uzanıyor. Öte yandan 20. yüzyılın ilk çeyreğinde insülin ve penisilin gibi keşifler ile ilaçların toptan üretildiği ve satıldığı ürünler halini alması, ikinci çeyrekte ise genetik alanında yaşanan muazzam gelişmelerin son derece karmaşık ve etkin ilaçların üretilebilmesine olanak sağlaması ile ilaç sektörü kısa sayılabilecek bir sürede anormal bir ivme kazandı. Bu ivme ile büyüyen marketten maksimum pay koparmak isteyen şirketlerin arasındaki rekabet ise, ‘patent’ yasalarının ilaç sektörü özelinde yeniden şekillenmesine sebep olan önemli faktörlerden.</p>
<p>Bugün itibarı ile ilaç patentlerine dair yasal düzenlemeler bir ilaç içerisinde kullanılan kimyasal maddelerin -ya da ilacın üretim metodunun- kullanım hakkının 20 yıl boyunca tek bir şirketin tekelinde kalmasını sağlarken, patent sahibi şirketin izni olmaksızın başka şirketler tarafından bu kimyasal maddeleri kullanan ilaçların üretilmesini kanunen yasaklıyor. Bu da ucuz alternatiflerin üretilmesinin önünü kapatırken gelişmekte olan ülkelerin alım gücü düşük vatandaşlarının ilaçlara olan erişimini kısıtlıyor. Mart 2001&#8242;de birçok çokuluslu ilaç şirketinin bir araya gelerek AIDS salgınının yaşandığı Güney Afrika&#8217;da HIV virüsüne karşı geliştirilen ucuz ilacın patentlerini ihlal ettiği gerekçesi ile dava etmiş olması bu duruma çarpıcı bir örnek (Cipla isimli şirket tarafından üretilmiş olan HIV ilacı ihlal ettiği patent sahibinin ilacının kırkta biri fiyata satılıyordu).</p>
<p>İlaçlar için özel ve uzun soluklu patent yasalarının gerekliliğini savunan ilaç şirketlerinin savunması, ilaç sektörünün araştırma ve geliştirme faaliyetlerine yaptığı harcamaları karşılayabilmesi ve yeni çözümler icat etmeye devam edilebilmesi için uzun süreli ticari korumanın zaruri olduğu. Bu savunma aynı zamanda ilaç patentlerini diğer buluşlara verilen patentlerden farklı değerlendirmeyen ABD’de 1984’te başlayan ve ilaç patentlerinin bugünkü şeklini kazanmasına sebep olan lobicilik faaliyetlerinde de öne sürülen başlıca mazeret. Fakat uzun yıllar boyunca patent yasalarının söz konusu olmadığı Avrupa ülkelerinin ilaç üretimi konusundaki başarısı patentlerin gerekliliğinin icatların devamı için gerekli olmadığına dair önemli bir gösterge (<a href="http://www.dklevine.com/papers/ip.ch.9.m1004.pdf">http://www.dklevine.com/papers/ip.ch.9.m1004.pdf</a>).</p>
<p>Elbette ilaç patentlerinin tam anlamı ile geçerli olması için dünyanın hemen her yerinde aynı şekilde algılanıyor olmalarını ve devletlerin bu yasaların uygulaması noktasında kararlı olmasını gerekiyor.</p>
<p>Türkiye, biyoteknoloji alanındaki gelişmeleri olduğu gibi ilaç patentleri ile ilgili gelişmeleri de nispeten geriden takip etmiş. Türkiye’de ilaçların ilk olarak patent yasası kapsamına girmesi 1995 yılında yürürlüğe giren 551 sayılı kanun hükmünde kararnameye dayanıyor. Aynı zamanda Dünya Ticaret Örgütü’nün 1 Ocak 1995 yılında kabul ettiği Ticaretle Bağlantılı Fikri Mülkiyet Hakları Anlaşması kapsamında patent başvurularını kabul etmekte ve Dünya Ticaret Örgütü’nün belirlediği standartlar çerçevesinde değerlendirme ve koruma teminatı vermekte.</p>
<p>Bununla beraber WikiLeaks’in paylaştığı diplomatik telgraflar Türkiye’deki patent yasalarının ve düzenlemelerin Türkiye pazarına girmeye hevesli ABD merkezli şirketlerde ciddi bir rahatsızlığa sebep olduğunu göstermekle kalmayıp, ilaç şirketlerinin istedikleri kanuni düzenlemelerin Türkiye’de hayata geçmesini sağlamak için ABD’nin diplomatik baskı makinesini nasıl kullandıklarına dair önemli ip uçları da barındırıyor.</p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p>2006 yılında gönderilmiş olan 06ISTANBUL1209 numaralı telgraf, İstanbul&#8217;da yapılan görüşmelerde ABD&#8217;li ilaç şirketleri temsilcilerinin büyükelçi Wilson&#8217;a Türkiye&#8217;deki sağlık bürokrasisinin şeffaf olmayışı ve patentleri koruma konusundaki yetersizlik sebebiyle duyulan rahatsızlığı dile getirdiklerini ve ABD&#8217;li şirketlerin Türkiye&#8217;deki ilaç marketine erişiminin güçlüğünden bahsettiklerini öğreniyoruz (<a href="http://tinyurl.com/06ISTANBUL1209">http://tinyurl.com/06ISTANBUL1209</a>). Telgrafta geçen dikkate değer bir diğer ayrıntı, dünyanın en büyük 10. ilaç şirketi olan Lilly&#8217;nin yöneticisi Jeremy Morgan&#8217;ın Türkiye&#8217;de fikri mülkiyet haklarını koruma konusunda adımlar atılması, regülasyonlar konusunda şeffaflık ortaya koyulması ve üretim konusundaki kısıtlamaların -ilaç şirketlerinin menfaatine olacak biçimde- kaldırılması için Amerika&#8217;nın diplomatik gücünü kullanarak Türkiye&#8217;ye baskı yapmaya devam etmesini istemesi. Telgrafta ifade edildiği şekliyle, Morgan&#8217;a göre ancak bunlar gerçekleştiği taktirde ABD&#8217;li ilaç şirketlerinin Türkiye&#8217;de büyük yatırımlar yapmasının önü açılabilecek.</p>
<p>2009 yılında gönderilmiş daha güncel bir telgraf olan 09ISTANBUL173’te de ABD’nin Türkiye’deki patent yasalarını ilaç şirketlerinin beklentileri doğrultusunda değiştirme konusundaki kararlılığının sürdüğünü öğreniyoruz (<a href="http://tinyurl.com/09ISTANBUL173">http://tinyurl.com/09ISTANBUL173</a>). Telgrafta belirtildiği üzere ilaç şirketlerinin Türkiye’deki temsilcileriyle buluşan büyükelçi Jeffrey, Türkiye’de sağlık sisteminin yoksul nüfusun menfaatleri doğrusunda sosyal devlet koruması altında olduğunu, bu nedenle de hassas bir konu olduğunu belirtiyor. Ancak buna rağmen Türkiye devletinin fikri mülkiyet haklarını koruma altına alarak “kurallara göre oynaması” gerektiğini, aksi takdirde şirketlerin Türkiye’ye yatırım yapmaları için bir nedenleri olmadığını dile getiriyor. Telgrafın en çarpıcı noktalarından birisi ise büyükelçi Jeffrey’in Türkiye’deki patent yasalarında reformlar yapılması için hükumeti ikna etmeye çalışacağını taahhüt etmesi. Bu arada telgraflarda sürekli dile getirilen bir diğer rahatsızlık da Türkiye Sağlık Bakanlığı’nın patentli olan ve ucuz alternatifi bulunmayan ilaçlar için indirim isteği konusunda çok ısrarcı olması.</p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p>Telgraflardan anlaşıldığı kadarıyla patent yasalarının yanında Türkiye&#8217;ye dair bir diğer rahatsızlık noktası veri münhasırlığı güvencelerinin yetersizliği ile ilgili. Özellikle 06ANKARA5335 numaralı telgrafta bu rahatsızlıklar net bir şekilde dile getiriliyor, ve ilaç şirketlerinin Türkiye istenen adımları atmadığı sürece Avrupa Birliği&#8217;nin müzakereleri geciktirmesini istediğinden bahsediliyor (<a href="http://tinyurl.com/06ANKARA5335">http://tinyurl.com/06ANKARA5335</a>).</p>
<p>Devam etmeden önce veri münhasırlığı konusunun ilaç şirketleri ve halk açısından ne anlama geldiğine açıklık getirmekte fayda var.</p>
<p>Bir ilaç şirketi bir ilacı herhangi bir ülkede piyasaya sürmek istediğinde, hedef ülkenin sağlık ve ilaç kontrol ve düzenlemelerinden sorumlu kurumuna ilacın özelliklerine dair bilgiler sağlaması gerekiyor. Bu bilgilerden en önemlisi, &#8220;ilacın içerdiği etken maddenin klinik test sonuçları&#8221;. Klinik test sonuçları, çeşitli bilimsel yöntemlerle bir ilacın vaat ettiği iyileştirme özelliklerine sahip olup olmadığı, ve ilacın kullanımının başka sağlık sorunlarına yol açıp açmadığına dair temel bilgiler içerdiği için son derece önemli.</p>
<p>İlacın doğasına ve etkilerine dair gereken verilerin elde edilmesi için gerçekleştirilen klinik testler epey masraflı bir süreç. Dolayısıyla ilaç şirketleri çok masraflı olan bu süreç sonunda elde ettikleri sonuçların ilaca onay verecek kurumlar tarafından koruma altında tutmasını ve kimse ile paylaşmamasını istiyor. Bu &#8216;verilerin paylaşılmaması&#8217; durumunun adı ise &#8216;veri münhasırlığı&#8217; (‘data exclusivity’).</p>
<p>Veri münhasırlığı, benzer bir ilaç üretmek isteyen X firmasının, daha önce Y firması tarafından yapılmış test sonuçlarını kaynak göstererek benzer bir ilacı daha ucuza piyasaya sürmesini engelleme amaçlı. Bu pratik, ilaç fiyatlarının belli bir seviyenin üzerinde kalmasını, ve testleri gerçekleştirebilmek için altına girdiği maddi külfeti ilacı pahalıya satarak karşılamaya çalışan Y firmasının maddi zarara uğramamasını garanti altına alıyor. Zira, eğer X firması, Y firmasının ilacına benzer bir ilaç üretip ilaç düzenlemelerinden sorumlu kurumun beklentilerini karşılamak için Y firmasının klinik testlerini referans gösterirse, ilacın üretimini daha ucuza mal edeceği için Y firmasından daha cazip bir fiyata satabilir ve Y firmasını kar marjını daraltmak zorunda bırakabilir. Veri münhasırlığı güvenceleri bunun gerçekleşmesini engellemek üzerine kurulu.</p>
<p>Veri münhasırlığı ilk olarak 1987 yılında patent koruma yasaları yetersiz olan ülkelerdeki yabancı ilaç şirketlerinin çıkarlarını güvence altına almak üzere ortaya atılmış olan bir çözüm ve patentlere kıyasla veri münhasırlığı çözümünün market üzerindeki etkisi çok daha sınırlı. Zira veri münhasırlığı yasaları teorik olarak diğer ilaç şirketlerinin patentlerle korunmayan bir etken maddeden üretilmiş ilaçlar için kendi test portfolyolarını hazırlayıp başvuruda bulunmalarına ve ürünlerini piyasaya sürmelerine engel olmuyor. Fakat test sürecinin külfeti, ucuz ilaç çözümleri ile sürümden kazanmayı iş modeli olarak benimsemiş şirketlerin rakip olarak piyasaya benzer ilaçlar sürmesinin önüne önemli bir bariyer çekiyor. Uzun yıllar devam eden veri münhasırlığı güvenceleri ucuz ilaçların piyasaya çıkmasını geciktiriyor. Bu bağlamda veri münhasırlığı, ilaç şirketlerinin bedeli topluma ödetilen fikir mülkiyeti yarışında yatırımlarını finansal olarak güvence altına almak için devletlere kabul ettirmeyi başardıkları, patentlerle çizilen sınırları biraz daha genişletmek ve kalınlaştırmak için çoğunlukla yerel alternatiflerle rekabette yabancı şirketlerin elini güçlendirme vazifesi gören bir diğer araç.</p>
<p>İlk olarak patent koruma yasaları yetersiz olan ülkeler gerekçe gösterilerek ortaya atılmış olmasına rağmen bugün son derece sıkı patent koruma yasalarına sahip olan 27 Avrupa Birliği üyesi ülkenin bile 2004 yılından beri ilaç şirketleri için pratikte 11 yılı bulabilen veri münhasırlığı güvencesine yeşil ışık yakmış olması ilaç şirketlerinin hırsına dair bir ipucu. İlaç piyasasının önde gelen şirketlerine ev sahipliği yapan ABD&#8217;nin siyasi iradesini Avrupa devletlerini istediği yasaları çıkarmaya ikna etmekte kullanması ve hatta veri münhasırlığını Avrupa Birliği üyelik süreci müzakerelerinin olmazsa olmazı haline getirmesi, Avrupa Birliği&#8217;ne giriş sürecinin otomatikman ABD ticari açılımlarına hizmet eden politikaları aday ülkelere dayatan bir sisteme dönüşmesini de sağlıyor.</p>
<p>Bu açıklamalardan sonra 06ANKARA5335 numaralı telgrafa döndüğümüzde (<a href="http://tinyurl.com/06ANKARA5335">http://tinyurl.com/06ANKARA5335</a>), telgrafta Türkiye Sağlık Bakanlığı&#8217;nın Avrupa Birliği tarafından veri münhasırlığı tanınmış 67 kalemden 45 tanesini kabul etmeyeceğini ifade etmiş olmasına dair rahatsızlığın sebebini anlamak kolaylaşıyor. Telgrafta ilaç şirketlerinin istenen noktaya gelinmediği sürece Türkiye ile müzakerelerin yavaşlatılması önerisinin yanı sıra, ilaç şirketlerinin Ankara&#8217;daki Avrupa Birliği temsilcilerinden &#8220;Avrupa Birliği&#8217;nin Türk hükumetine &#8216;sert&#8217; bir yanıt göndermeyi planladığını&#8221; öğrendikleri bilgisi de yer alıyor. Sağlık Bakanlığı&#8217;nın veri münhasırlığını tanımayacağını ifade ettiği 45 etken maddenin 22 tanesi için gerekçesi, bu etken maddeleri kullanan ucuz ilaçların başvurularının 1 Ocak 2005 tarihinde yürürlüğe giren veri koruma yasalarından önce yapılmış olması. Fakat telgraf, Avrupa Birliği&#8217;nin sert yanıtında bu 22 ucuz alternatifin piyasaya sürülmesine onay vermeye hazırlanan Türk hükumetinin bundan vazgeçmesi yönünde bir çağrı da barındırıyor.</p>
<p>Görüldüğü üzere şirket menfaatlerini savunma noktasında gösterilen kararlılık, henüz yasal düzenleme ortada yokken yapılan başvuruların da yeni yasal düzenleme uyarınca reddedilmesi çağrısı yapmaya kadar varabiliyor.</p>
<p>İlaç şirketlerinin veri münhasırlığı hassasiyetinin bir kar artırma derdi olduğundan ve bu konudaki fikri mülkiyet haklarının güçlendirilmesinin yegane etkisinin tekelleri güçlendirme anlamına geldiğinden bahsettik. Bu durum basitçe eşdeğer ilaç üretimini baltalayarak fiyatları yüksekte tutacaktır. Ancak Türkiye özelinde bu durum sadece ilaç alan bireyleri etkilemiyor, sosyal güvenlik kapsamında devlet bu ilaçların fiyatlarını belirli şartlar altında karşılamakta. Bu noktada Türkiye&#8217;nin ilaç sektörünü ilgilendiren kararların sadece yoksul kesimi değil, vergi veren herkesi ilgilendirdiğini söyleyemek mümkün. Bu konuda devletin attığı her adımın ve yol açacağı sonuçların kamu tarafından takip altında tutulması azami önem taşıyor.</p>
<h1><span id="Genetii_Deitirilmi_Organizmalar_ve_Organik_Aydnlar-4">Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar ve Organik Aydınlar</span></h1>
<p>Takip eden paragraflarda hakkında daha fazla bilgi vereceğimiz “Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar” (GDO), ve bu teknolojinin endüstri temsilcileri, ABD&#8217;nin haklarını gözettiği ve yayılması için lobi yaptığı bir diğer önemli sektörü temsil ediyor ve Cablegate telgrafları arasında bu konudaki politikalara dair çarpıcı bilgilere ulaşmak mümkün.</p>
<p>GDO, genetik mühendisliğinin marifetleri ile değişikliğe uğratılmış, yani normal koşullarda doğada bulunmayan, fakat laboratuvar ortamında yaratılmış olan canlıların tümüne verilen isim. Genetiği endüstrinin ihtiyaçlarına göre değiştirilen canlı bir inek olabileceği gibi bir mısır bitkisi ya da bitkilerin gelişiminde rol oynayan bir bakteri de olabilir.</p>
<p>Genetiğinin değiştirilmesi ile bir canlıda ne tür bir değişikliğin meydana getirilebileceğine çarpıcı ve güncel bir örnek olarak inek sütü yerine insan sütü üreten inekler verilebilir. Bu yazının yayınladığı tarihten sadece birkaç ay önce yapılan bu deneyde insan genleri ile yeniden düzenlenen genomlara sahip mutant ineklerin, inek sütü yerine insan sütü ürettikleri gösterildi.</p>
<p>Bu uygulamaların ortaya çıkardığı etik kaygılardan bağımsız bir şekilde, doğru şekilde kullanıldığında GDO’ların çok faydalı olabileceğini düşünen bilim insanları da var. Lakin genetiği değiştirilmiş 42 ineğin 26 tanesinin doğumdan hemen sonra, 6 tanesinin ise doğduktan sonraki 6 ay içerisinde olmak üzere 32 tanesinin ölmüş olması, bir şeylerin çok dikkatle yeniden değerlendirilmesi gerektiğinin bir göstergesi.</p>
<p>Bir süredir zaman zaman Türkiye gündemini de meşgul eden konulardan olan GDO’ların hem insan sağlığı hem de doğaya olan etkileri açısından barındırdığı riskler bilimsel anlamda aktif araştırılan konulardan. Halen değerlendirilmekte olan riskler çok geniş bir yelpazeye dağılmış durumda. GDO’ların tüketimindeki artışın doğrudan ya da dolaylı yollarla kanser ve dejeneratif hastalıkların artmasına sebep olması, kullanılan teknolojinin süper-virüs evrimi için uygun altyapı oluşturması, hayvanların -ya da bitkilerin- daha hızlı büyüyüp daha fazla ürün vermesi için tasarlanmış büyüme hormonlarının çoğu durumda hayvanları -ve bitikleri- hastalıklara karşı dirençsiz kılması nedeni ile kullanılan antibiyotiklerin bu hayvanlardan elde edilen mamuller ya da tüketilen bitkiler ile insana geçmesi ve antibiyotiklere karşı dirençli bakterilerin güçlenmesine sebep olması, birbirinin tam kopyası olan tohumlardan elde edilen ürünlerin insan bedeninin yüz binlerce yıllık yolculuğu esnasında alıştığı varyasyondan uzak oluşu nedeniyle ortaya çıkabilecek kronik alerjilerin ya da doğum kusurlarının artması, ortalama yaşam süresinin azalması, böceklerin bitkiye zarar vermesini engellemek için tasarlanan ve bitkinin genomuna eklenen genlerden kodlanan proteinlerin insan hücreleri içinde takibi zor toksik özellikler göstermesi, tarım ürünlerinin besin değerinin düşmesi, diyetin radikal biçimde değişmesine bağlı rahatsızlıkların artması, ürün artışını sağlaması için kullanılan genetiği değiştirilmiş bakterilerin topraktaki nitrojen dönüşümünden sorumlu mantarları öldürerek doğal ve hassas toprak florasındaki mikrobiyal aktiviteyi sekteye uğratması ve bunun sonucunda toprağın veriminin düşmesi, genetiği değiştirilmiş canlıların gelişimine ön ayak olabileceği süper-haşereler ve süper-yabani otlar ile faydalı böceklerin, hayvanların ve diğer bitkilerin doğal yaşam koşullarını değiştirmesi, belki de hepsinden önemlisi, tohum çeşitliliğini öldürerek geri dönüşü olmayan bir genetik sığlığa yol açması değerlendirilen ve henüz net bir sonuca bağlanmamış risklerden sadece bazıları.</p>
<p>Bunların kimileri çeşitli bilim insanları tarafından risk seviyesinde ortaya atılmış ihtimaller de olsa, genetiği değiştirilmiş gıdaların siyasetçiler ve şirketlerin iddia ettiği kadar güvenli olmadığına dair bilimsel göstergelerde düzenli sayılabilecek bir artış söz konusu. Bu konuya şüpheyle yaklaşılmasının önemini gösteren araştırmalardan belki de kamuoyunda en çok yankı bulanlarından birisi, 2005 yılında The Independent isimli İngiliz gazetesinin ele geçirdiği ve haberleştirdiği 1,139 sayfadan oluşan, ve genetiği değiştirilmiş mısır ile beslenen farelerin normal mısır ile beslenenlerde gözlemlenmeyen şekilde iç organ yetmezlikleri sonucu öldüğünü gösteren gizli rapor (<a href="http://tinyurl.com/independent-gdo-raporu">http://tinyurl.com/independent-gdo-raporu</a>). Benzeri gelişmeler sonucunda Fransa Şubat 2008’de genetiği değiştirilmiş mısır tohumu kullanımını yasaklarken, Avrupa Parlamentosu bu yazının yazıldığı tarihlerden sadece birkaç ay önce (Temmuz 2011) Avrupa Birliği üyesi ülkelere genetiği değiştirilmiş gıdaların topraklarında üretilmesini yasaklama haklarını genişleten bir yasanın kapsamını genişletmeyi oy birliğiyle kabul etti.</p>
<p>Son derece ironik bir biçimde, yukarıda sözü geçen ve 2005 yılında basına sızmış olan gizli çalışmayı yürüten şirket, genetiği değiştirilmiş mısır tohumlarının dünya çapındaki en büyük üreticilerinden olan Monsanto.</p>
<p>ABD merkezli çok uluslu bir şirket olan Monsanto ABD’nin genetiği değiştirilmiş gıda pazarının %90’ına sahip ve bu alanda dünyanın önde gelen şirketlerinden birisi. Dolayısıyla kamuoyunu genetiği değiştirilmiş ürünlerin sağılıksız olmadığına dair ikna etme konusunda çok büyük bir efor harcıyor. Tahmin edebileceğiniz gibi bu eforun içine yukarıdaki gibi raporların sonuçlarını kamuoyundan gizlemek, ya da GDO&#8217;ların aslında sağlıklı olduğunu iddia eden “aksi yönde bilimsel propaganda” faaliyetleri de giriyor. Amerika’daki siyasi lobicilik için Monsanto’nun sadece 2008 yılında 8 milyar dolar harcamış olması, hem şirketin büyüklüğü hem de ABD’deki siyasetçiler ile ilişkilerini ne kadar yakın tutmak istediğinin önemli bir göstergesi.</p>
<p>Fakat mevzunun ne kadar derin olduğunu, Cablegate ile ortaya çıkan raporları takip ettiğimizde anlıyoruz.</p>
<p>ABD’nin GDO’ların yaygınlaşmasından birden fazla çıkarı var. Biyoteknoloji alanında en gelişmiş ülkelerden birisi olarak, GDO’ların yaygınlaşması ile doğacak talep ABD merkezli çok uluslu şirketler ile karşılanacağı için ekonomik avantajlar, GDO’lara bağımlı ülkelerin sayısının artmasının gıda gibi son derece önemli bir pazarda ABD’ye söz hakkı verecek olması üzerinden doğacak siyasi avantajlar bunlar arasında sayılabilir. Nitekim Fransa’da 2008 yılında hayata geçirilen yasak öncesi gönderilen 2007 tarihli bir telgrafta Fransa’nın bu yönde atacağı bir adımın ABD için maddi kayba, bunun da ötesinde ABD’deki biyoteknoloji endüstrisi için çok büyük bir dezavantaja tekabül edeceğinden açıkça söz ediliyor (<a href="http://tinyurl.com/07STATE150199">http://tinyurl.com/07STATE150199</a>).</p>
<p>Fransa 2008 yılında Monsanto’nun ürettiği mısır tohumlarını yasakladıktan sonra, Almanya, Avusturya ve Arnavutluk’un da bu kararda Fransa’yı takip ettiği görülüyor. 2009 yılında ise “bu konuda bir şeyler yapılsın” girişi ile gönderilen bir telgrafta “iyi organize olmuş bir kampanya” nedeniyle GDO’lu mısır tohumunun İspanya’da da yasaklanması ihtimalinin gündemde olduğundan bahsedilirken “eğer İspanya düşerse tüm Avrupa onu takip edebilir” görüşlerine yer veriliyor (<a href="http://tinyurl.com/09MADRID482">http://tinyurl.com/09MADRID482</a>).</p>
<p>ABD GDO’lar konusunda o kadar kararlı ki, Avrupa ve gelişmekte olan ülkelerdeki katolikler arasında GDO’lara karşı yaygın olan direnci kırmak için Vatikan’ı ve Papa’yı kullanmak için 2005’ten itibaren lobi faaliyetleri yürütmeye başlamış. Telgraflardan birisinde Vatikan kardinallerinden birisi olan Renato Martino’nun yardımcılarından birisinin Amerikan konsolosluğuna, Martino’nun Irak savaşı ve savaş sonrası ile ilgili eleştirilerini telafi etmek ve ABD hükümeti ile iyi ilişkilerini sürdürmek için GDO’lar konusunda olumlu bir tavır takınacağını dile getiriyor (<a href="http://tinyurl.com/05VATICAN514">http://tinyurl.com/05VATICAN514</a>).</p>
<p>ABD’nin tek cephesi Avrupa değil. Telgraflar, ABD dışişlerinin GDO politikalarının ABD merkezli şirketlerin pazara girmesini engelleyecek yasalar çıkarmalarını engellemek üzerine yoğunlaştığını ve diplomatik olarak baskı yapılan ülkelerin geniş bir coğrafyaya dağılmış olduğunu gösteriyor. Bu telgraflar arasında dünyanın bir numaralı pirinç ihracatçısı olan Tayland&#8217;daki biyoteknoloji ve GDO karşıtlığını kırma girişimlerine (<a href="http://tinyurl.com/10BANGKOK111">http://tinyurl.com/10BANGKOK111</a>), Güney Afrika’da ABD çıkışlı GDO ürünlerinin kabul görmesi sürecini riske atan koşulların ortadan kaldırılması için atılan adımlara (<a href="http://tinyurl.com/10PRETORIA75">http://tinyurl.com/10PRETORIA75</a>), ABD prinç üreticilerinin Batı Afrika&#8217;daki en büyük marketi olan Gana&#8217;yı GDO&#8217;lu ürünlere sıcak bakan düzenlemeleri hayata geçirmeye ikna etmek için yürütülmesi planlanan diplomatik çalışmalara (<a href="http://tinyurl.com/10ACCRA58">http://tinyurl.com/10ACCRA58</a>), Dr. Chassy’nin GDO’ya soğuk bakan İtalya’da gerçekleştirdiği GDO propagandasının medyadaki yansımalarına (<a href="http://tinyurl.com/05MILAN532">http://tinyurl.com/05MILAN532</a>) ve daha nicesine rastlamak mümkün.</p>
<p>Bununla birlikte ABD’nin GDO stratejisinin Türkiye çehresi, çok daha ilginç bir hikaye ortaya koymakta.</p>
<p>Genel olarak telgraflar, ABD’nin GDO’yu kabul ettirme stratejilerinden birisinin ‘hedef’ ülke içerisindeki GDO karşıtı grupların tespit edilmesi, ve Mosanto gibi şirketlerin ülkeye girmesine mani olan direnişi kırmak için kamuoyunun GDO’nun yararlarına dair bilgilendirilmesi olarak çizildiği anlaşılıyor. Bu genel strateji ülkeden ülkeye farklılıklar gösterebiliyor. Eğer söz konusu karşıt grup bilim insanları ise, İtalya&#8217;da yapıldığı gibi GDO taraftarı bilim insanları konferanslara gönderiliyor. Eğer söz konusu halk ise, bu sefer de işin içine halkla ilişkiler giriyor.</p>
<p>Şubat 2005’te ABD büyükelçisi Edelman’ın Ankara’dan gönderdiği telgrafta “Türkiye’deki cahil kitlelerin” bilimsellikten uzak olduğuna dikkat çekildikten sonra büyükelçiliğin Türkiye’deki ilgili paydaşlara güncel ve bilimsel bilgi sunmaya devam edeceği, ayrıca kamunun “biyoteknolojinin &#8216;olumlu&#8217; yönleri” konusunda bilgilendirilmesi için Bilim ve Teknik dergisi ile bağlantıya geçileceği söyleniyor (<a href="http://tinyurl.com/05ANKARA862">http://tinyurl.com/05ANKARA862</a>). Bu telgrafın ardından, Eylül 2005 tarihli bir telgrafta (<a href="http://tinyurl.com/05ANKARA5425">http://tinyurl.com/05ANKARA5425</a>) “bütün bilimsel verilere rağmen GDO’ların güvenli olmadığına inanan kamu”nun fikrini değiştirmesi için İllinois Üniversitesi’nde bir mikrobiyolog olan Dr. Bruce Chassy’nin Türkiye’de çeşitli üniversiteleri ziyaretinin makam tarafından ayarlandığını okuyoruz. Chassy’nin ziyaretlerinde karşılaştığı tepkilerden ve bunların gerçeklere ne kadar aykırı olduğundan bahsederek devam eden telgraf, GDO karşıtı gruplardan yakınırken sağlık konusundaki eleştirilerin temelsizliğinden dert yanıyor. Telgrafın sonunda ise GDO’ların toplum ve devlet nezdinde kabul edilmemesinin nedeninin ‘ideolojik’ olduğu ortaya atılıyor.</p>
<p>Telgraf, Dr. Chassy’nin Türkiye ziyaretinin planlı olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Aynı zamanda bu görev için Dr. Chassy’nin seçilmesi de bir rastlantı değil. Zira kendisi gıda şirketlerinin maddi olarak desteklediği araştırmalar yürütmüş ve bir çok kez Monsanto ve benzeri GDO şirketlerine seminerler vermiş bir isim (<a href="http://tinyurl.com/chassy-monsanto-iliskisi">http://tinyurl.com/chassy-monsanto-iliskisi</a>). Hazırladığı GDO yanlısı raporlarda bilimsel verileri çarpıtarak yanlış iddiaları doğru ve bilimselmişçesine sunduğu belgelenmiş olan Dr. Chassy (<a href="http://tinyurl.com/chassy-propaganda">http://tinyurl.com/chassy-propaganda</a>), kendisine yöneltilen “GDO’lu gıdalar güvenli mi” sorusuna “kesinlikle organik gıdalardan daha güvenli” şeklinde yanıt verebilen (<a href="http://tinyurl.com/chassy-roportaj">http://tinyurl.com/chassy-roportaj</a>), bilim insanı kimliği ile yaptığı açıklamalarla bizzat biyoteknoloji şirketlerinin propagandasını aklayan bir kişi.</p>
<p>Geri dönüp Cablegate telgraflarında rastladıklarımız paralelinde ülke gündemine tekrar göz gezdirdiğimizde son derece çarpıcı bir bilgiye ulaşıyor ve Dr. Chassy’nin Şubat 2005’te gönderilen telgrafta önerildiği gibi Bilim ve Teknik dergisine bir röportaj verdiğini görüyoruz (<a href="http://tinyurl.com/bilim-teknik">http://tinyurl.com/bilim-teknik</a>).</p>
<p>Bilim ve Teknik’in Kasım 2005 sayısında yayınlanan bu röportaj kendi başına gözden kaçabilecekken, Cablegate bu hadisenin ABD’nin GDO ve besin sektörü ile ilgili halkla ilişkiler stratejisiyle bağlantılı olduğunu göstermekle kalmıyor, aynı zamanda Bilim ve Teknik dergisinin ne kadar kolay bir biçimde çok uluslu şirketlerin çıkarları doğrultusunda Türkiye’deki kamunun ve bilim insanlarının fikirlerini değiştirmek için kullanılabildiğini gözler önüne seriyor. Türkiye’nin yegane bilim kurumunun, ismiyle kamuda yılların güvenilirliğini çağrıştıran dergisi aracılığıyla, güvenliği konusunda bilimsel bir uzlaşmaya ulaşılmamış bir teknolojinin üzerindeki şüphelerin aklama derecesinde kaldırılması amaçlanan bir operasyonun aleti olduğunu görüyoruz.</p>
<p>Yine yukarıda bahsi geçen 05ANKARA5425 numaralı telgrafta (<a href="http://tinyurl.com/05ANKARA5425">http://tinyurl.com/05ANKARA5425</a>), Dr. Bruce Chassy’nin 10-11 Eylül 2005 tarihinde Sabancı Üniversitesi’nde gerçekleşmiş olan Tarımsal Biyoteknoloji Sempozyumu’na olan katılımı ve buradaki tartışmaların bir raporu sunulmuş. Ancak Dr. Chassy’nin Türkiye rotası Sabancı Üniversitesi ve Bilim ve Teknik dergisi ile sınırlı değil. İnternette yapılan bir tarama Dr. Chassy’nin aynı dönemde birçok üniversiteyi ziyaret ederek, GDO’lar ile ilgili seminerler verdiğini gösteriyor. İstanbul’dan sonra İzmir, Ankara ve Adana’yı ziyaret eden Chassy, gezisinin Ankara ayağında aynı zamanda Anadolu Ajansına “<em>Genetiğiyle oynanmış gıdalar zararlı değil</em>” başlığıyla da haber olmuş (<a href="http://tinyurl.com/chassy-aa">http://tinyurl.com/chassy-aa</a>). Chassy’nin o dönemde gerçekleştirdiği ziyaretlerin bir listesi şöyle:</p>
<ul>
<li>10-11 Eylül 2005, Sabancı Üniversitesi, Tarımsal Biyoteknoloji Sempozyumu (<a href="http://tinyurl.com/chassy-sabanci">http://tinyurl.com/chassy-sabanci</a>).</li>
<li>12 Eylül 2005, Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi, Tarım Biyoteknolojisindeki Son Gelişmeler Konferansı (<a href="http://tinyurl.com/chassy-ege">http://tinyurl.com/chassy-ege</a>).</li>
<li>13 Eylül 2005, Ankara Üniversitesi Biyoteknoloji Merkezi, GDO’lar İçin Biyoteknoloji Kullanımı: Mitler ve Gerçekler (<a href="http://tinyurl.com/chassy-ankara">http://tinyurl.com/chassy-ankara</a>) (Anadolu Ajansı da haber olarak geçmiş).</li>
<li>15 Eylül 2005, Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi, &#8220;Transgenik Organizma Üretiminde Biyoteknoloji Kullanımı (<a href="http://tinyurl.com/chassy-cukurova">http://tinyurl.com/chassy-cukurova</a>).</li>
</ul>
<p>The Independent’ın ortaya çıkardığı raporun Mayıs 2005’te yayınlanmış olması, ve sadece birkaç ay sonra Dr. Chassy’nin Türkiye’ye gelerek GDO ile ilgili ortaya atılan sağlık çekincelerinin gerçek olmadığına dair iddiaları, çok uluslu şirket güdümlü ABD biyoteknoloji politikasının azmi ve acımasızlığının bir göstergesi.</p>
<p>GDO’lar ile ilgili kamudaki bilgi savaşlarından yakınan Dr. Bruce Chassy’nin GDO’lu tohumları bilimsel aklama çalışmalarına tepki göstermek bir yana, bu propagandaya alet olan medyası, üniversiteleri ve bilim kurumu, GDO’lu ürünleri verilen rüşvetler karşılığında denetlenmeden ülke markete girişine olanak sağlayan Tarım Bakanlığı personeli (<a href="http://tinyurl.com/tarim-rusvet">http://tinyurl.com/tarim-rusvet</a>) ile Türkiye, devleti, bürokratlarını ve temsil ettikleri halkı bilimsel açıdan cahil ve geri kafalı olarak resmeden ABD telgraflarını bir anlamda haklı çıkardığına şahit oluyoruz.</p>
<p>Dr. Bruce Chassy’nin neredeyse her demecinde takındığı bilimsellikten uzak reklamcı tavır, onun bir eksiği değil, bilakis bir özelliği. Nitekim devletin politika yapıcılarının şirket çıkarları uğruna kamu aleyhinde kararlar alabilmelerini kolaylaştıran yegane araçlardan birisi de iktidara gömülü organik bilim insanları. Dr. Chassy’nin ABD biyoteknoloji politikalarının kamu nezdinde kabul edilebilir noktaya getirilmesinde bir aracı olduğunu anladığımızda, şüphesiz onun Bilim ve Teknik dergisine verdiği röportajı incelemek ABD’nin tarım politikası söylemini anlamak açısından çok yol gösterici bir hal alıyor.</p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p>Monsanto ile ilgili gündem yaratmış bir diğer konu da patentine sahip oldukları ‘terminatör tohum’ teknolojisi.</p>
<p>Amerikan Tarım Bakanlığı ve Tarımsal Araştırma Ajansı’nın (Agricultural Research Sevice) ortaklığıyla geliştirilen ve 90’larda patentlenen bu teknoloji, genetiği değiştirilmiş olan tohumlarının tek kullanımlık olmasını garantiliyor. Bu yolla, GDO’lu ürünlerin tohumlarının tek tedarikçisi olması garanti altına alınmış ve sektörde tekelleşmenin, müşteri tarafında ise bağımlılığın önü açılmış oluyor.</p>
<p>Terminatör tohumların tarihine baktığımızda Monsanto&#8217;nun terminatör tohum kullanmayacağını açıkladığına rastlıyoruz. Dikkatle incelendiğinde, bu kararın arkasında pazarın ihtiyaçları ve pazarın doğasından ziyade çeşitli sivil toplum kuruluşlarının, yerli çiftçilerin ve çeşitli ülkelerin bu teknolojiye direnişinin olduğunu görmek mümkün. Özellikle tarım sektörü çok büyük ve yoksul olan olan Brezilya ve Hindistandaki hareketler, Monsanto’nun bu yönde bir geri adım atamasındaki en önemli etkenlerden (<a href="http://tinyurl.com/monsanto-terminator">http://tinyurl.com/monsanto-terminator</a>).</p>
<p>Öte yandan Monsanto’nun bu kararı terminatör tohum teknolojisinin hiçbir surette kullanılmayacağı anlamına gelmediği gibi, Monsanto çiftçilere imzalattığı fikri mülkiyet hakkı sözleşmeleriyle zaten tohum imhası gerekliliğini yasal bir yolla halletmiş bulunuyor. Bir yandan canlı organizmaların patentlenmesi gibi tartışmalı bir pratiğin sonucu olan GDO’lu tohumlar, diğer yandan kısıtlayıcı fikri mülkiyet sözleşmeleriyle tarım sektörünü sıkı bir kontrol altında tutmanın aracı oluveriyorlar.</p>
<p>Tohum saklama pratiklerinin şirketlerin eliyle yasaklanması ve Monsanto gibi şirketlerin tarım piyasasını kontrolü, genel olarak besin hakkının gaspı perspektifinden değerlendirilmeli. Bu konudaki en çarpıcı eleştiri, Birleşmiş Milletler Genel Asamblesi’nde besin hakkı Özel Raportörü Olivier de Schutter tarafından dillendirilmiş (<a href="http://tinyurl.com/schutter-rapor">http://tinyurl.com/schutter-rapor</a>). Bu rapora göre fikri mülkiyet hakları sadece yoksul çiftçilerin hayatı idame şartlarını ellerinden almakla kalmıyor, aynı zamanda da besin fiyatlarını da tırmandırıyor.</p>
<p>Çok uluslu şirketlerin tohum patentlerinin yol açtığı sorunlar bir kaç ana başlık altında toplanıyor. Bunlardan ilki yoksul çiftçilerin maddi olarak tohumlara ulaşım sıkıntısı ve bu nedenle besine yoksul kesimlerin ulaşımının da zorlaşması. Bir diğer sorun ise fikri mülkiyet hakları sayesinde edilen karların araştırma geliştirme çalışmalarının devamını sağlayacağı iddiası. BM raporuna göre, şirketlerin yüksek kar getirecek gelişmiş ülkelerin tükettiği hasatların tohumlarına yönelmeleri, besin sıkıntısı yaşayan güney ülkelerinin ihtiyaç duyduğu ürünlerin araştırmaların yapılmamasına bu nedenle de besine ulaşım hakkına olumlu herhangi bir katkısı olmamasına yol açmakta. Son bir konu da, tarım biyoteknolojisi alanından canlı varlıkların patentlenebilmesi imkanının doğması vesilesiyle, belirli tohumların sermayedar şirketin mülkiyeti haline gelebilmesi, ve diğer şirketler veyahut bağımsız araştırmacılar tarafından tedrici bir araştırma konusu olmalarının engellenme riskinin ortaya çıkmış olması. Dolayısıyla bu bilgilerle konuyu tekrar değerlendirdiğimizde, daha önce bahsettiğimiz sağlık risklerini bir kenara bıraktığımız durumda dahi, GDO’lu tohumların ve ürünlerin şirketlerin söz verildiği gibi besin sorununu çözmesini beklemenin doğru olmadığı sonucuna ulaşıyoruz.</p>
<p>Velhasılı, GDO’lu tohumların elimizde olan telgraflardan Türkiye macerasını incelediğimizde kapitalizmin krizlerinin çok kritik bir kesişim noktası ile karşılaşıyoruz. GDO teknolojisinin özünde doğa ve canlılar üzerinde kurulan tahakkümü yatıyor. GDO’ların kullanımının hem insanlara, hem de doğrudan ve dolaylı olarak diğer canlılara ciddi zararlar vermesi olasılığı halen bilim çevrelerince tartışılan konular arasında yer alırken, bu gerçeğin kâr güdüsü ile yok sayıldığına ve inkâr edildiğine şahit oluyoruz. Bu ‘kamuoyu şekillendirilmesi’ harekatının neferleri olarak ise karşımıza şirket çıkarlarını bir bilim insanı olarak sahip oldukları sorumluluğun önüne koymakta tereddüt etmeyen isimler çıkıyor. Bilim insanı kimliklerinin sağladığı nesnellik kalkanının ardında, sermayeye gömülü olarak kitleleri iknaya ve iktidarı aklamaya girişen organik aydınların varlığı, bilim kurumlarının artık “kamu yararına bilgi kullanımı” prensibini ihlal ettiklerine rastlıyoruz.</p>
<p>WikiLeaks’in bu konuda bizlere sunduğu hizmet, tam olarak kamu yararı için ihtiyaç duyulan bilgi cinsinden. Bu bağlamda Cablegate’in GDO çehresi, bilgiye serbest erişimin bir lüks değil, kamunun kendi sağlığını ve refahını ilgilendiren konularda özgür olarak karar vermek için ihtiyaç duyduğu asgari gereklilik olduğunu açık ve seçik bir biçimde ortaya ortaya koyuyor.</p>
<h1><span id="Son_Sz-5">Son Söz</span></h1>
<p>WikiLeaks’in ortaya çıkardığı belgeler otoritenin ve özellikle ABD’nin büyük bir problemi olsa da, halklar için önemli bir aydınlanma kaynağına dönüştürülebilir. Bununla beraber bu belgelerin incelenmesi ve halk için önem arz edebilecek konuların olabildiğince herkesin anlayabileceği sadeliğe mümkün olduğunca tarafsız bir şekilde getirilmesi ve insanlara ulaştırılması çok önemli ve her birisi kendi içerisinde zorluklar ihtiva eden süreçler. Birkaç kişinin altından kalkmasının mümkün olmadığı, ve ana akım medya kuruluşlarının inisiyatifine bırakılmaması gereken bu sorumluluk, İnternet sayesinde imece usulü sırtlanılabilir. Sosyal medyanın bu yönde doğru kullanımına ilişkin örnek olarak bir yüksek lisans öğrencisi olan Ahmet Yükseltürk&#8217;ün Bilim ve Teknik konusunu sosyal medyada gündeme getirişi (<a href="http://tinyurl.com/yukselturk-BvT">http://tinyurl.com/yukselturk-BvT</a>), bir akademisyen olan M. Kaan Öztürk&#8217;ün bu konuyu günlüğünde ele alması (<a href="http://tinyurl.com/ozturk-BvT">http://tinyurl.com/ozturk-BvT</a>) verilebilir. Bu örneklerin zaman içerisinde artması ve daha fazla kişinin inisiyatif alması, toplumun bilgi anlamında kendi kendini finanse eder bir yapıya kavuşması, şüphesiz İnternet&#8217;in en büyük hizmetlerinden birisi olacaktır.</p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p>Bu yazıda WikiLeaks’ın ortaya çıkardığı belgelerden yola çıkarak (1) Türkiye’deki siyasi sığlığın ve kutuplaşmanın nasıl algılandığını, (2) şirket çıkarlarının yasama ve yürütmeyi ne kadar derinden etkileyebildiğini, (3) genetiği değiştirilmiş gıdalar ile ilgili düzenlemeler gibi doğrudan halk sağlığını ilgilendiren kararların halkın aleyhine neticelenmesi için Türkiye’nin bilim kurumunun uluslararası çıkarlara nasıl alet olabildiğini gösteren örneklere yer vermeye çalıştık.</p>
<p>Mesajımızın yerine doğru şekilde ulaşmasını ümit ediyoruz.<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;</p>
<h1><span id="Yazarlar-6">Yazarlar</span></h1>
<div class="yazar" style="background: url('http://subjektif.org/yazarlar/baybars_kulebi.png') no-repeat top left;">
<p class="yazar_isim">Baybars Külebi</p>
<p class="yazar_info">Lisans ve yüksek lisansını fizik alanında tamamladıktan sonra, doktorasını astronomi üzerine yaptı. Şu an doktora sonrası araştırmacı olarak İspanya&#8217;da teorik yıldız fiziği üzerine çalışmakta (bkulebi / gmail.com).</p>
</div>
<div class="yazar" style="background: url('http://subjektif.org/yazarlar/meren.png') no-repeat top left;">
<p class="yazar_isim">A. Murat Eren</p>
<p class="yazar_info">Bilgisayar bilimleri alanında doktora sahibi. Mikrobiyal ekoloji alanındaki çalışmalarını doktora sonrası araştırmacı olarak Amerika Birleşik Devletleri&#8217;nde sürdürüyor (a.murat.eren / gmail.com).</p>
</div>
<p>&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;</p>
<p class="yazar_info" style="text-align: right">Yazarlar, İstem Fer&#8217;e yazının redaksiyonu konusunda verdiği titiz gönüllü destekten ötürü teşekkürü borç bilirler.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://subjektif.org/2011/10/wikileaks-incelemesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>7</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

<!-- Performance optimized by W3 Total Cache. Learn more: http://www.w3-edge.com/wordpress-plugins/

Minified using disk
Page Caching using disk: enhanced

 Served from: subjektif.org @ 2026-04-07 07:06:51 by W3 Total Cache -->